tarafından soruldu

“tek kaynak kuran”cılara... bu arkadaşlar en“tek kaynak kuran”cılara... bu arkadaşlar en temel usül kavramlarına dahi aşina olamadıklarından, kendileriyle teknik bir münazarada bulunamıyoruz. ben de, salt mantık perspektifi ile, onların da anlayabileceği şekilde bir kaç sual yöneltmeye karar verdim.


bu flood, eski hesaplarımdan birinin askıya alınması sebebiyle silinmişti. ve yalnızca kuran’ı referans aldığını iddia edip çırıl çıplak namaz kılmanın dahi dini açıdan mümkün olduğuna inanan tiplerin sayısı arttı. dolayısıyla iş bu yazıyı tekrardan siteye atmak vacip oldu.


abdullah chakralami, gulam ahmed ve abdullah cevdet gibi bilumum peygambersiz bir din paydasında buluşan ve islam’a “paralel din” oluşturma gayesi ile çırpınan oryantalist müsteşriklere -istemeden- ırgatlık eden kimselere ithafen:

1) ”islam tek bir kaynaktan gelmektedir ve aynı anda iki farklı hüküm doğru olamaz. mezhepler birbirleriyle çelişiyor ve ayrışmaya yol açıyorlar.” gibi tepkimeler veriyorsunuz. sonra mezheplerin, “namazda el nasıl bağlanır” gibi ameli açıdan düştükleri ihtilaflara burun kıvırıp; “namaz var mıdır, varsa kaç vakittir ve nasıl kılınmalıdır? yoksa namazdan kasıt nedir, dua mıdır?” gibi ihtilaflarla birbirinizle takışıyorsunuz. bu katıksız bir oksimoron örneği değil midir?

islam’ın en temel esaslarında bile ittifak halinde olamıyorsunuz, farkında mısınız? edip yüksel: 2 ya da 3 vakittir. cemre demirel: 2 ya da 3 vakitir. emre dorman ve caner taslaman: 3 vakittir. namık kemal zeybek: kuran’da namaz yoktur. “sorgulayan müslüman” ve “kuran’daki din” isimli oluşumlar (genelde): 3 vakittir. ihsan eliaçık: namazın şekli yoktur. zekeriya beyaz: 3 ya da 5 vakittir. ve daha gürkan engin, sonia cihangir ve cemil kılıç gibi aklıma gelmeyen niceleri... bu mudur yani kuran’a dönmek? şimdi gel mezhep imamlarına, muhaddislere ve müçtehitlere bak... imam azam: 5 vakittir. imam şafi: 5 vakittir. ahmet bin hanbel: 5 vakittir. malik bin enes: 5 vakittir. buhari, müslim ve diğer kutub-u sitte imamları: 5 vakittir. gazali, ibni teymiyye ve ibni hazm gibi müçtehitler: 5 vakittir. vasl bin ata, cahız, ahmet bin duad gibi mutezile alimleri bile: 5 vakittir.

velevki mezhepler ümmeti birbirinden ayırıyor/bölüyor; hadisleri terk ettiniz, bütünlüğünüz sağlanmış mı oldu? yoksa daha mı çok parçalandınız? hepinizin ağzından farklı bir ses çıkıyor. namazda kuran okumak, okunsa bile arapça okumak şart değildir diyeniniz bile var.

2) hadis alimleri, tarih boyunca hiçbir milletin yapmadığı, eşi ve benzeri bulunmayan baş döndürücü bir çalışmayı, hadislerin muhafazası için yapmıştır. rical ve tenkit ilmiyle ucundan muhattap olan her allah’ın kulu bu hususta hem fikir olacaktır. tarih diye bir bilim dalı var mı? bu bilimin içinde “islam tarihi” diye bir bölüm var mı? bu bölümde, bir yönüyle tarihe diğer yönüyle ilahiyata bakan siyer diye bir başka bölüm var mı? bütün bu branşlarda ve dünyada, ateist-deist-agnostik-hıristiyan-yahudi-müslüman vb sıfatlı akademisyenler ve araştırmacılar var mı? onların bu özel alana dair yaptıkları ve yayınladıkları eski ve yeni tarihli çalışmalar var mı? evet, hepsi var. ve istisnasız hepsi, “dönemin müslüman hanımları başörtülüydü. muhammed peygamber, kurban ve ramazan olmak üzere senede iki bayram namazı kılmıştır. farz namazlar haricinde muhtelif zamanlarda sünnet ve nafile namazlar da kılmıştır. kuran’da yazmıyor fakat, falanca ritüeli de yapmıştır” vs vs vs diyor... peki, senin hadislerin mevsukiyetine karşı şüphe ile yaklaşman,

“bütün tarihsel verilere” aynı şekilde bir tavır sergilemeni gerektirmez mi? mesela peygamber efendimizin defalarca kıldığı bayram namazına dair dünya kadar rivayet var. sırf kuran’da zikredilmiyor diye, onca kaynağa rağmen, “peygamber hiç bayram namazı kılmadı” demek,

seni, tüm tarihsel verilere bir septik bakış açısıyla yaklaşmaya itmesi gerekmez mi? aynı “şüphe belirtilerini” heraklius’un varlığı ve bizanslılar’ın persler’i yenip anadolu’yu ele geçirmesi gibi o dönemde ceryan eden diğer olaylara da göstersene. aklıma şu caps geldi:

image

3) kuran’daki bütün ayetlerin zahir, nas ve muhkem olduğunu söylüyorsun. peki, bakara 228’deki hem temizlik, hem de hayız manasına gelen “قُرُوَءٍ” lafzının neresi açıktır? bu kelimeyi okuyan bir arap bile, “temizlik” ile “hayız” manasını eşit şekilde anlayacaktır. hadisler olmadan bu ve bunun gibi ayetlere yapılan her yorum, yalnızca subjektif değer yargılarından ibaret olmuş olmaz mı? peki sen, yapılan bu yorumlardan hangisini ve hangi sebeple tercih edeceksin? (bakara 228 gibi birçok örnek muteşabih ayet verebilirim)

4) "şüphesiz ki namaz, müminler için zamanı belirlenmiş bir farzdır." (nisa 104) ayetini nereye koyalım? sen hiç, namazın kaç vakit olduğunu tartışan sünnet ehli bir müslüman gördün mü? göremezsin çünkü hadisler, kuran’ın sükut ettiği bu hususa noktayı koymuştur. ama ben, bırak kaç vakiti, işin içinden çıkamayıp, kendisini haklamak ve hadisleri referans almamak amacıyla -islam’ın idealarını tahrif etmek pahasına- “namaz yok, namazdan kasıt duadır” diyen mealci bile gördüm.

5) bir müslümanın, kuran’a göre 4 eşten fazlasını alması kati surette haramdır. oysa peygamber efendimizin 10’dan fazla eşi vardı. bu ruhsatı peygamber efendimize kim verdi? (haşa) peygamber, allah’ın hükümlerini mi çiğnedi? “gayrı metluv (yani kuran dışı)” bir vahiy ile allah tarafından verilen imtiyazlı bir izin olduğu fikri çok daha tutarlı değil mi? yoksa bütün siyer v hadis alimleri sözleşip/ organize olup cüveyriye binti cahş, ümmü seleme, safiyye binti haris, meymune, hafsa, habibe, mariya, sevde, zeynep gibi karakterler mi kurguladıkar?

6) “altın ve gümüşü biriktirip de onları allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara elem veren bir azap müjdele." (tevbe 34) allah bu ayette altın ve gümüş biriktirmeyi yasaklamakta, saklayanı elem verici bir azapla cezalandırmak ile tehtit etmekte, harcamayı emretmektedir. sizin mantaliteniz ile, koşulsuz/şartsız/istisnasız her durumda altın biriktirmek haram olmalıdır. eğer değil derseniz, "hangi miktara kadar biriktirilebilir" ve "ne kadar harcanmalıdır" sorularını kuran’a bakarak yanıtlar mısınız?

7) allah, maide 38’de “hırsızlık yapanın elini kesin” buyuruyor ve hiçbir istisnai durumu da belirtmiyor. sünnet ise koruma altında bulunan ve nisap miktarına ulaşan malı çalan kimsenin elinin kesilebileceğini belirtir ve kuran'ın getirdiği hükmü tahsis eder. peki sünneti devre dışı bırakan sizlere göre bu cezai işlem, herkese ve her koşulda aynı paradigmada mı uygulanmalıdır? zeytin tanesi çalan adamın da mı eli kesilecek? bu hükmün bir hukuku yok mudur?

8) allah, 30’dan fazla ayette(evet saydım) zekatı şart kılar. kimler vermekle mükellef? ne zaman ve hangi sıklıkla verilmeli? verilen zekatın miktarı ne olmalı? gönlünden ne koparsa mı? sadaka mı bu? öyleyse allah kuran’da neder zekatı sadaka ve diğer mali bağışlardan ayırdı? neden sadakadan ziyade zekatın üzerinde bu kadar ısrarlı durdu? neden zekat’ı sürekli surette “namaz” ile yan yana zikrederek ehemmiyetini vurguladı? hatta vermeyene savaş açılması gerektiğini söyledi? nedir bunun sebebi-hikmeti?

9) “gitmeye gücü yetenler için beyti hac etmeleri allah'ın insanlar üzerinede hakkıdır." (ali imran 97) kuran, hacca gitmenin farz olduğunu söyler. peki kaç defa yapılırsa farziyet üzerimizden düşer? biz peygamberin sünnetine bakarak, bir defa gitmenin kafi olduğunu biliyoruz. peki sünneti saf dışı bıraktığınız taktirde ve gücünüz de yetiyorsa, sizin her sene hacca gitmeniz/gitme teşebbüsünde bulunmanız üzerinize farz olmaz mı? 

10) kuran dışı vahiy yok diyorsunu... öyleyse şu ayetin izahını nasıl yapacaksınız: “(savaş gereği) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktıysanız, hepsi allah'ın izniyledir." (haşr 5) ayetin nüzul sebebini anlatıp uzatmicam. allah bu ayette, hurma ağaçlarının kesilebileceğine dair onayı kendisinin verdiğini söylüyor fakat gelin görün ki, kuran'da hurma ağaçlarının kesilmesine müsade eden/ onay veren hiçbir ayet yok. peki, kuran dışı (gayrı metluv) vahiy yok ise, hurma ağaçlarının kesilmesi emri peygambere nasıl bildirildi?

11) "biz senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ancak resul'e tabi olanların topukları üzerinde gerisin geriye dönenlerden ayırıp bilmek için tayin ettik." (bakara 143) bu ayet, ilk kıble olan mescidi aksa'nın kıble tayin edilmesini allah'a nispet etmektedir. fakat şu işe bakın ki bu tayinle ilgili yine kuran'da herhangi bir ayet bulunmamakta. peki kudüs'ün kıble tayin edilmesi haberi, allah kuran dışında vahiy göndermediyse peygambere nasıl bildirildi?

12) "hani allah size iki gruptan birinin sizin olacağını vaadediyordu." (enfal 7) bu ayette bahsi geçen iki gruptan biri ebu sufyan'nın suriye'den gelen kervanı, diğeri ise ebu cehil'in komutanlık ettiği mekke'li müşrik'lerin ordusudur. tabi siz hadisleri saf dışı bıraktığınızdan nüzul sebebine falan erişemiyorsunuz. “ayetteki iki grup acaba hangi iki grup?” sorularını falan yanıtlayamıyorsunuz, neyse. allah, demin zikrettiğim ayette müslümanaların bu iki gruptan birine galip geleceğini müjdelediğini söylüyor. ve gerçekten de müslümanlar, ebu cehil'in ordusuna karşı zafer kazanıyorlar. ama vay ıngmar bergman, allah'ın müslümanlara müjdelediği zafer alma vaadi de kuran'da geçmiyor. peki allah, kuran dışında vahiy göndermediyse, bu zafer vaadi peygambere nasıl bildirildi?

13) kuran’ın muhafaza edildiğine dair, kuran harici başla bir kaynak var mı? kuran da, hadisler ile aynı ravi zincirleri ile bize ulaşmadı mı? rivayetlerin çürük olduğu hususunda içinizde en ufak bir tereddüt barındırmayan sizler; epistemolojik açıdan kuran’ın da hadisler kadar problemli olduğu ve hadisler kadar tahrif olma ihitmalinin bulunduğu fikrini kabullenmeniz gerekmez mi? kuran’ı, adlarını duyduğunuzda suratlarınızı ekşittiğiniz ebu hureyreler ve abdullah bin mesudlar nakletmedi mi?

14) "hayır! rabbine and olsun ki onlar aralarındaki çekişmeli işlerde seni hakem tayin edip sonra da verdiğin hükme, içlerinde bir sıkıntı olmaksızın itaat etmedikçe iman etmiş olmazlar." (nisa 65) nisa 65'de allah, peygambere itaat edip onu hakem tayin etmeyenin iman etmiş olmayacağını -arap dilinin en tekitli ifadeleriyle- vurgular. peygamber vefat ettikten sonra, onu hakem tayin etmenin/edebilmenin nasıl mümkün olacağı hakkında bir fikriniz var mı? sünnetine/hadisine başvurarak olmasın sakın? yoksa bu ayet evrensel değil mi? yoksa, “yalnızca peygamber’in içerisinde bulunduğu toplumu ve zamanı bağlar” diyerek bu ayeti lokal yorumlayacak ve tarihselciliğe mi yatacaksınız?

15) "ey iman edenler! allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. eğer sizler bir anlaşmazlığa düşerseniz, onu allah ve resulüne götürün." (nisa 59) onu allah ve resulüne götürün... eğer anlaşmazlığa düşerseniz, onu “allah’a götürün” ne demek? kuran’a başvurun demek. peki, anlaşmazlığa düşerseniz onu “resulüme götürün” ne demek? yine mi kuran’a başvurun demek? allah’ın, düştüğümüz ihtilaflı konuların çözümü için iki farklı yol tahsis etme ve bu yollardan birine kuran’ı, diğerine de hz. muhammed’i koyma sebebi nedir? neden bu şekilde bir tasnif yapıyor? hepsini buraya yazmayacağım ama yukarıda geçen ayetler gibi peygamberi hakem tayin edip, -allah'ın emri ve müsadesi ile- hüküm koyma yetkisine sahip olduğunu söyleyen -en az- 57 ayet var kuran'da. (evet saydım) şunu da beliriteyim: biz, hz. muhammed peygamber’in verdiği bir onayın yahut koyduğu yasakların kaynaklarının, o’nun şahsi sezgisi, aklı ve insafı kaynaklı olduğunu söylemiyoruz. onlar da allah kaynaklıdır fakat kuran’da zikredilmemişlerdir diyoruz.

16) bir fikrin sıhhatinin tespiti için, o fikri benimseyenlerin çok oluşu referans alınamaz. burada hem fikiriz, tamam. peki çokluk değil, azınlık ölçü mü? niye “insanların çoğu hüsrandadır” ayetine atıfta bulunarak, azlığınız ile övünüyorsunuz ve sanki sayınızın azlığı hak yolda oluşunuza dair delil teşkil ediyormuş gibi lanse ediyorsunuz? kıytırıktan bir din algısı türeteyim, bu dinin tek tabisi ben olayım ve aynı ayeti işaret ederek, “en az benim, demek ki en haklı da benim” diye nara atayım? olur mu? azlık da hakikatin belirgeçi değildir.

17) reşad halife’ye kadar hem kıble ehlinden olduğunu söyleyip, hem de hadislerin tamamını reddeden ve “tek kaynak kuran” diyen herhangi bir kimse ya da topluluk var olmadı. 20. yy’a kadar, bütün müslümanlar, gelsin de kendilerini aydınlatsın diye reşad’ı mı bekledi?

18) tarihte çığır açan ve eserleri ile fikirleri günümüze kadar yüzlerce farklı yol ile bizlere ulaşan kindi, ibni sina, ibni rüşd, biruni gibi binlerce ilk dönem müslüman düşünür ve bilim insanının; fıkıh, akaid, hadis ve usül derslerinde tahsil yapmış ve son derece derinleşmiş olmaları sizce de garip değil mi? onlar ne sebeple “kuran’daki din...” diyip pasif pasif köşelerine çekilmediler? onların göremeyip sizin fark ettiğiniz ne var? halbuki onlar yaşadıkları çağ ve lokasyon bakımından nübüvvete sizden kat ve kat daha yakınlardı

bir soru daha sorup 19’a tamamlayayım da edip’in gönlü olsun. 

 19) hadi hadislerin çok ufak bir kısmının uydurulma sebeplerini, o hadisleri rivayet eden kimselerin siyasi yahut şahsi bağzı çıkarlar güttüğünü iddia ederek temellendirdiniz diyelim; peki hadislerin en büyük kısmını teşkil eden ameli lafızları ne ile gerekçelendireceksiniz? misal, ebu hureyre nafile namazlar ile alakalı hadisleri naklederken nasıl bir “çıkar” gütmüş olabilir? derdi ve amacı neydi de bütün ömrünü buna adadı?

Cevabınız

Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
tarafından cevaplandı
Sizin gibilere sayfalarca cevap vermek yerine tek bir ayet yetiyor: ''İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm vermen için o kitabı sana biz indirdik. Hainlerin savunucusu olma'' [4-Nisa 105] Demek ki neymiş, hüküm kitabı Kuranmış. Başka kaynak arayanlar paralel din uyduruyormuş.
...