tarafından soruldu

Fatih Koparan'ın başına gelenleri okuyunca bir kez daha kani oldum ki, Türkiye'de turizmden 'bir şekilde' para kazanabilmek için hırsız, arsız, yalancı, hanutçu ya da mafya olmak lazım.

Geçen hafta ABD'den misafirlerim geldi, dolayısıyla tarihi yarımada etrafında haddinden fazla vakit geçirmek durumuyla karşılaştım. Yüzlerce kişiyle muhatap oldum ve işini namusuyla yapan tek bir kişiye bile rastlamadım.

Karaköy'den Beşiktaş'a Piyalepaşa üzerinden götürmeye çalışan, bozuk olduğu bahanesiyle taksimetre açmayan, açsa dahi çıkan ücretin dolar bazında olduğunu iddia eden, Türk olduğumu öğrenince de surat yapan onlarca taksi şoförünün aracına bindim.

Hiçbir şekilde sabit fiyat vermeyen, müşteri profiline göre para birimi değiştiren, 'agresif satış' tekniğini tacizle karıştıran, alışverişte fiş verme alışkanlığı olmayan onlarca esnafın dükkanına girdim.

Yabancı misafirlerimi rahatça 'kafalamak' için bana inanılmaz indirimler, hatta alışverişten komisyon teklif edecek kadar utanmaz dükkan sahipleriyle muhatap oldum. Reddedince Türklüğümün sorgulandığı oldu.

Döviz bürosunda 500 USD bozduran, karşılığında aldığı 2800 TL içindeki 100'lük banknotların (28 adet) tümünün sahte olduğu ortaya çıkan misafirimin anlık öfkesine tanık oldum.

Misafirlerimin hiçbiri Türkiye'den ülkelerine iyi duygularla dönmedi, zorunlu olmadıkça bir daha da Türkiye'ye geleceklerini zannetmiyorum. Hepsinin 'Anadolu irfanı' ve 'Türk misafirperverliği' hakkında bazı düşünceleri söz konusu. Alın size Türkiye'de turizm.

Bu da misafirime eşlik etmediğim tek günün hatırası. Gideceği mesafe maksimum 10 dakika.

image

Cevabınız

Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
...