24 Ocak Kararları

Bu kararlarla Türkiye, bir daha hiç kapanmamacasına kapılarını dış dünyaya açtı. Kararlar, 1980 öncesinde dünya ekonomilerinde güçlenen, uluslararası piyasalarda bütünleşmeye yönelik, özel teşebbüsün itici gücünü ön plana çıkaran liberal politikalarla paralellik gösterir.

1979’da Türkiye’de yaşanan ekonomik bunalım, yeni kararların alınmasını zorunlu hâle getirmişti. Buna çare olarak dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakanlık Müsteşarlığı’na Turgut Özal’ı getirerek istikrar programını hazırlamakla görevlendirdi.

Ülkenin geleceğini tehdit eden boyutlara ulaşan sorunları çözmek ve özellikle fiyat istikrarını sağlayarak enflasyonist süreci kontrol altına alabilmek; ödemeler dengesi, üretim ve tüketim darboğazlarını giderebilmek ve ekonomiyi kendi kendini besleyen bir büyümeye ve yapıya kavuşturabilmek amacıyla bir dizi ekonomik istikrar tedbiri alındı. Hükümetin “Ekonomik Önlemler Paketi” toplumda soğuk duş etkisi yarattı.

47 lira olan ABD doları 70 liraya çıkarken KİT ürünlerine yüzde 300-400’ü bulan zamlar yapıldı. Kararlarla, Türk ekonomisinde köklü yapısal değişikliklere gidildi. İstikrar kararlarının başarıyla uygulanabilmesi için izlenen çeşitli politikaları beş ana başlık altında toplamak mümkündü:

Ekonomide büyüme dinamiklerine zarar vermeden enflasyon oranının kalıcı bir şekilde düşürülmesi; ithal ikameci modelin terk edilerek dışa dönük ve ihracata dayalı bir büyüme modelinin kurulması, bu çerçevede ihracat teşviklerinin ve sübvansiyonlarının sağlanması ve ithalat liberalizasyonunun gerçekleştirilmesi;

fi-nansal liberalizasyonun sağlanması; yabancı sermaye hareketlerinin liberalizasyonu ve bu çerçevede döviz kuru politikasının değiştirilerek Türk lirasının konvertibilitesi-nin sağlanması ve ekonomide kamunun etkinliğinin azaltılarak özelleştirme çalışmalarına hız verilmesi.

Ekonomik önlemler paketi için Başbakan Demirel, “Devalüasyon, enflasyona yol açmayacaktır. Hedef durmuş olan ekonomiyi harekete geçirmek ve Türkiye’yi karaborsa ülkesi olmaktan kurtarmaktır” derken, CHP Genel Başkanı Ecevit ise, bu modelin parlamenter demokrasiyle birlikte yürütülmesinin mümkün olmadığını ileri sürüyordu:

“Ekonomi, hatta devlet büyük çıkar çevrelerine teslim edilmiştir. Hükümet modası geçmiş bir Güney Amerika modelini, üstelik daha sakıncalı ölçülerle Türkiye’de uygulamak istiyor.” MSP Genel Başkanı Erbakan da kararların, “Ekonominin gereği değil, IMF’nin emri” olduğunu söylüyordu.

Güncelleme: 5 Haziran 2020 — 09:47
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments