tarafından soruldu
Neden acele ediyoruz? Bugün maalesef gençlerimizin büyük çoğunluğu; “Görürsem inanırım” diyor… Oysaki başarılı olan insanların hayat felsefesi; “İnanırsam görürüm.” “Üniversiteyi kazandığımı görürsem inanırım. Şu işin üstesinden geleceğimi görürsem inanırım, yaparım.” Sevgili dostlar hiçbir zaman onu başardığınızı göremeyeceksiniz. Çünkü gördüğünüzde inanmak bir anlam ifade etmiyor. Bu başarıyı yakalayamayan, başarısız olan insanların hayalleri ve idealleridir. Onların sözleridir. Başarıyı yakalayan insanların ise, hayatlarının felsefesi şudur; “İnanırsam görürüm…”

Eğer üniversiteyi kazanacağıma inanıyorsam, biliyorum ki bir gün üniversiteyi kazanacağım. Şu işin üstesinden geleceğime inanıyorsam, hayallerimde şunu gerçekleştireceğime inanıyorsam, bir gün onun gerçekleştiğini göreceğim. Çünkü bütün büyük başarılar, bir zaman hayaldi. Şuan siyasette, ekonomide, sanatta, kültürde, sağlıkta, sporda, eğitimde hangi alanda kim başarıyı yakaladıysa, hiçbiri tesadüf olmamıştır. Hepsi bir zamanlar bu başarıları yakalayacaklarına inanıyorlardı. Bir zamanlar o zihinlerinde hayaldi. Ama o hayalin bir gün gerçek olacağına bütün vücut hücreleriyle inanmışlardı ve Allah onlara o inandıkları hayallerinin gerçek olduğunu görmelerini sağladı.

Oysaki biz “Görürsem inanırım” felsefesiyle hareket ettiğimiz zaman bilin ki hiçbir zaman göremeyeceksiniz. Göremediğiniz zaman da onun gerçekleşme şansı olmayacaktır. Biz inancımızı maalesef kaybetmiş durumdayız. İnancınız yoksa hiçbir zaman başaramazsınız. Biz bir kiremidi kıramazken, elli kiloyu kaldıramazken, bizden kilo olarak az, kırk sekiz kiloda, elli kiloda, atmış kiloda biri kendisinden üç kat ağırlığı çok rahat kaldırabiliyor.

Naim Süleymanoğlu’nu bir hatırlayın. Halil Mutlu’yu bir düşünün. O küçük boyuyla kendisinin üç katı ağırlığı adeta tüy gibi alıp kaldırabiliyor. Bırakın yüz elli kiloyu, yüz atmış kiloyu kaldırmayı biz elli kiloluk bir çuvalı kaldıramıyoruz, yirmi beş kiloluk bir torbayı kaldırmaktan aciziz. Ya da biz bir kiremidi kıralım derken, elimizi kırarız. Bir tekvandocu bir karateci on beş, yirmi, otuz tane konulan tuğlayı ya da üst üste konulan keresteyi tahta parçasını bir hareketle kırabiliyor. Rahat bir şekilde… Ve hiçbir yeri acımıyor. Hiçbir yerinde bir sıkıntı yok ya da o yüz elli kiloyu kaldırdığı zaman herhangi bir rahatsızlık hissetmiyor. Günlerce yataklarda yatmıyor.

Hayatın ne olduğunu, onun güzelliğinde aramak ve bunu güzel hedeflere doğru yönlendirmek gerekir.

‘Maksim Gorki’

Çünkü o insanlar o işleri başarmadan önce o işleri başaracaklarına inanıyorlar. Saatlerce her gün yüzlerce defa sadece podyumda bir kere kaldıracakları o yüz elli kiloyu kaldırmak için antrenmanlar yapıyorlar. Ve o podyuma çıktıklarında en iyi odaklanan, zihinsel, ruhsal olarak, fiziksel olarak her şeyiyle dört dörtlük tam olarak hedeflerine odaklanabilenlerin başarabildiklerini görüyorsunuz. O podyuma çıkan ve kaldıramayanlar ise büyük bir bölümü daha önce antrenmanlarda defalarca o kiloları aslında kaldırmışlardır. Ama o an hedeflerine odaklanamadıkları için kaldıramadıklarını görüyoruz. Onun için biz de zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak tamamen o işi başarmaya odaklanmamız gerekiyor.

Başaramayanlarda ise acaba vardır. Acaba… İnancınız ne kadar yüksekse başarma oranınız da o kadar yüksektir. Maalesef bizim başarısızlıklarımız inancımızın kaybolmasına sebebiyet vermekte ve biz de buna maalesef müsaade etmekteyiz. Bir sınavdan kötü not alıyor genç kardeşim. Bir denemeden düşük not alıyor. İstediği netleri çıkaramıyor. Hemen pes ettiğini görüyoruz. İlla ki üniversite değil, bir yerleri kazanmak değil. İş hayatınızla ilgili de bu böyledir. Gidersiniz bir kişinin kapısını çalarsınız; Olmadı. İkinci kapı; olmadı. Üçüncü kapı… Bugün benim rızkım yok diyerek satış elemanlarının geri döndüğünü görüyorsunuz. Nereden biliyorsunuz yirminci, otuzuncu, ellinci, yüzüncü kapıda hayalinizin, hayatınızın en büyük satışını yapamayacağınızı?

Bir iş için müracaat ettiniz olmadı, iki olmadı, üç olmadı. Nereden biliyorsunuz sekizinci, yüzüncü, iki yüzüncü, beş yüzüncü çaldığınız, yüzünüze açılacak olan kapıda hayatınızın en büyük teklifinin sizi beklemediğini? Neden hemen pes ediyorsunuz? Neden çabuk vazgeçiyorsunuz? Küçük başarısızlıkların sizi yıkmasına neden engel oluyorsunuz? Başarısızlıklar insanlar için vardır sevgili dostlar. Size düşen; eğer hedefiniz idealiniz doğruysa, inancınızla örtüşüyorsa, insanlığa faydalı olacaksa onu gerçekleştirecek adımları atmak, yapmanız gerekenleri yapmaktır.

Sizin işiniz sefere çıkmaktır. Zafer Allah’ın takdiridir. Siz o zaferi elde etmek için donanmanız gereken gerekli donanmaları donanırsınız. Size lazım olacak araç ve gereçleri alırsınız yanınıza. Ve o savaşı kazanabilmek için elinizden gelen her şeyi yaparsınız hatta elinizden geleni değil yapmanız gereken her şeyi yaparsınız ama Rabbim kaderinize zaferi yazmadıysa ne yaparsanız yapın olmaz. Ama bilin ki gönlünüz mutmaindir.

Oysaki üniversite sınavında, üniversitede ve hayatta başarılı olamayan birçok kişinin hep şunu söylediklerine şahit oluyoruz; “Keşke şunu daha iyi yapsaydım. Keşke o günlerde arkadaşlarıma takılıp gezip dolaşacağıma soru çözseydim, çalışsaydım. Keşke saatlerce yatıp bunalım takılma ayaklarına yatacağıma hayallerimin peşinde koşsaydım. Keşke oturup saatlerce dizi izleyeceğime, üniversitede okurken arkadaşlarımla sabaha kadar çene çalacağıma, o kütüphanede beni bekleyen, okumam gereken kitapları okusaydım, dil kursuna devam etseydim, bilgisayarımı geliştirseydim, hayallerimi ve ufkumu geliştirecek işlerle uğraşsaydım.” Ama unutmayın ki o zaman geçtikten sonra keşkeler hiçbir anlam ifade etmiyor sevgili dostlar. O ‘keşke’lerin yerini bugün hayatımızda inşallah ‘İyi ki’ler alır.

Azimli insanlar dağa benzerler. Onlara yaklaştıkça büyüdüklerini görürüz. Buna karşılık azimsiz insanlar seraba benzerler. Yaklaştıkça kaybolurlar. Azimliyseniz dağa benzersiniz. Karşılığında sorunlar zaten kendiliğinden kenara kaçarlar. Önünüze halılar serilir. Ve o halıların üzerine güller dökülüp sizin hedeflerinize ulaşmanız için bütün insanlar herkes size katkı sağlar. Ama azminiz, heyecanınız, coşkunuz yoksa bilin ki seraba benzersiniz ve yaklaştıkça kaybolursunuz.

Bir devlet başkanı şu analizi yapıyor. Dünyada hiçbir şey azimli olmanın yerini tutamaz. Yetenek tutamaz. Çünkü dünyada yetenekli başarısızlardan daha bol bir şey yoktur. Bakın yetenekli ama başarısız… Bir sürü yetenekli insan var ama hiçbir işi başaramadıklarını görüyorsunuz. Deha tutamaz çünkü dahi olmakla bir ödül alınmadığını herkes bilir. Eğitim tutamaz çünkü dünya eğitimli zavallılarla doludur. Her şeye gücünüzün yetmesini sağlayan sadece azimli ve kararlı olmaktır.

Yazılan Tarihi Okumak mı,

İleride Okunacak Tarih Yazmak mı?

Ne zaman yeni bir işe kalkışırsanız, başarının yollarında yürümek isterseniz, ne zaman aşılması imkânsız gibi görünen yolları aşmak için bir çaba sarf etmeye kalkarsanız ya da etrafınızdaki en yakınlarınıza bile ben şu işi yapmaya karar verdim gibi ifadeler kullanmaya başlarsanız bilin ki hemen etrafınızda bazı insanlar size bunları yapamayacağınızı söyleyeceklerdir.

Bunun bir hayal olduğunu, asla üstesinden gelemeyeceğiniz gibi ifadeler kullanacaklardır. Hatta bazen işin uzmanları bile sizin o işin üstesinden gelebilecek güce, enerjiye ve potansiyele sahip olamadığınızı, onun bir imkânsızlık içerisinde imkânsız olduğunu asla başarılı olamayacağınızı söyleyeceklerdir. Ama unutmayın ki, yürekten arzulamak her başarının başlangıç noktasıdır.

Herkesin bir şeyleri başarmakla ilgili duygu ve düşünceleri var ama bilin ki istemek dil ucuyla ve kalpten geçirmekle değildir. Sadece onu arzulamak, istemek yetmiyor. Yürekten arzulamak gerekiyor. Eğer gerçekten yürekten arzuladıklarınız varsa, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Bilmiyorsanız öğrenirsiniz. Yürekten arzuladınız, ben üniversitede falanca fakülteyi falanca bölümü mutlaka kazanmalıyım. Belki korkutucu belki zor bir yol. Aşılması çok zor engeller görülür. Ama hiç merak etmeyin cesurca ilerlersiniz.

Engeller varsa parçalarsınız. Yürekten arzuluyorsanız, yürekten istedikleriniz varsa o karşınıza çıkan engellerin hepsini parçalarsınız. Çıkmazlarsa yıkar geçersiniz. Arzu imkânsızı mümkün yapar. Arzu imkânsız diye bir şey tanımaz ki. İmkânsız diye bir şey yoktur onun için. Arzu imkânsızlığı kabul etmez. Bir doping etkisi yapar. Size inanılmaz enerji, inanılmaz heyecan ve inanılmaz bir güç verir, gözünüzden yaş getirir. Arzu sizi kalabalığın arasından çıkarır yükseltir ve istediğiniz yere çok kısa bir sürede ulaştırır. İsteme duysusunu, o yürekten istemeyi güçlendirir. Bilin ki o her türlü engeli aşacaktır.

Bakın, üç bin kişiye karşı atmış yedi kişi… Çanakkale’de tabur komutanı şehit olunca görev yirmi sekiz yaşındaki Yahya Çavuşa kalıyor. Ve kendisiyle beraber atmış altı arkadaşıyla düşmanla tam kırk sekiz saat çarpışıyor. Bulundukları nokta çok önemli ve burada düşmanı bir saniye oyalamak bile yüzlerce askerin ölmesini, şehit olmasını önleyebiliyor. Düşman mevzileri o kadar yakın ki düşmanların yerlerini tespit etmemeleri için yaralandıklarında bacakları koptuğunda bağırmalara bile izin yok. Yaralananların ağızlarına keçe veriliyor. Dayanılması imkânsız acıyı onları ısırarak

geçiriyorlar. Atmış yedi kişi, üç bin kişiye karşı tam kırk sekiz saat direniyor. Teker teker hepsi şehit olana kadar. Yahya Çavuş’un bedeni, kopan bacağına silahına sarılmış şekilde bulunuyor. Düşman büyük bir ordunun olduğunu sanıyor o cephede ama o son askerde şehit olup tepeye çıktıklarında atmış yedi kişiyi görünce büyük bir şok yaşıyorlar. Üç bin kişi onların üzerine geldiğinde onlar da pes edebilirlerdi. Ama bunu yapmıyorlar. Onlar zor olanı seçiyorlar.

Çünkü kahraman olmak zor olanı seçmek demektir. Destanları yazdıran şey imkânsızlıklardır. Onun içindir ki hâlâ biz bu destanları, Çanakkale kahramanlarını burada anıyoruz. Tarih yazmak ya da yazılan tarihi okumak… Bu size kalmış. Sizin tercihiniz hangisi? Yazılan tarihleri okumak mı, ileride okunacak bir tarihi yazmak mı? İnsanların yapamazsın dedikleri, kimseden destek görmediğiniz, mücadelenizde yalnız kaldığınız, dayanmanın sonuç getiremeyeceğini düşündüğünüz zamanlar elbette olacak. Tükendiğinizi hissettiğiniz, canınızın yandığı günler ve gözyaşları içerisinde uyuduğunuz geceler de olacak. Ama unutmayın ki hayatın yükünü omuzlarınızda hissettiğiniz iyi bir anne ya da baba olamamaktan korktuğunuz zamanlar da gelecek. Hatalar yapacaksınız Güvendiğiniz dağlara karlar yağacak. Bütün veriler aleyhinizdeyken ve elinizde durumun daha iyiye gideceği yönünde hiçbir kanıt yokken siz ilerlemeye devam edeceksiniz.

İşte bu kadar imkânsızlıklar, sıkıntılar, engeller varken, her şey kötü görünürken hâlâ ilerleyebiliyor, pes etmiyor ve geri adım atmıyorsanız, karanlığın içinde yürürken, karanlık gittikçe daha da derinleşiyorsa ve siz bir saat sonra güneşin doğacağını biliyorsanız, o en karanlık, en zifiri anında bile karanlığı değil doğacak olan güneşi hissedebiliyorsanız, önünüze engeller çıktığında, düşüp kafanızı gözünüzü yarmayı bile göze alıp yolunuza devam ediyorsanız bilin ki o yolun sonunda güneş sizi bekliyor.

Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz. ‘Henry Wadsworth Longfellow’

Cevabınız

Görüntülenecek adınız (isteğe bağlı):
Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
İstenmeyen Reklam Koruması:
Gelecekte bu doğrulamadan kurtulmak için, lütfen giriş yapınız veya kayıt olunuz.
...