tarafından soruldu
İnsanla beraber yaratılmıştır umut, hep var olmuş da, katık olmuş fakirin ekmeğine. En zor anlarında, kulların sarıldığı dal olmuş İnsan umuda yolculuk etmiş, nelerin kendisini beklediğini bilmeden,

Azim ve arzu ile dayanmış, hiç umudunu yitirmeden. Hep sabretmiş, bir gün bu hasretlik biter diye iğne ile işlemiş hasret dolu gergefi, bitecek olan sevgiliye hasreti.

Ayakta tutmuştur onu, yaşatmıştır özlemleri, tutkusu var ya birde umutları

Oysa şeytan misali umutsuzluk karartır yarınları. Umutsuzluk girdap gibidir, alır içine de yok eder inancını, imanını Kararır da her yanın, kaybedersin yolunu aydınlığını.

Yaşananlar hayal olur birer, birer sahnede oysa tüm gerçekler saklıdır küçücük bir zerrede Yaradan vermede, kul istemede umut; postacı olmuş kapıda beklemede.

Üşürsen seni örter, yetmeyeni yetirir, boş gönüllere güller eker, dost meclislerinde inciler döker.

Umut, onun lütfudur, umut onun aşı Karamsar olma artık sil gözündeki yaşı.

Korkma dünyadan, olumsuz bakma, ihlâsla yap her işi O zaman tutar sevgi elinden unutma umut her şeyin başı. Yaradan bilir her hâlinden, yeter ki sen unutma O’na olan kavlini

Umutsuz olma, varsın bilmesinler derdini,

Yaradan bilsin yeter ki hâlini, Artık yerden yere vurma kendini Kimin ne umudu varsa, ona o verilir,

En büyük umudu da yüreğine Allah verir Mevlana’nın dediği gibi; “Bizim kapımız ümitsizlik kapısı değil, yeter ki gel…

Yeter ki sen umutla Hakka yönel…

‘ALINTIDIR, YAZARI BİLİNMİYOR.’

İnsanla beraber umutta yaratılmış. Umut olmasa, umudumuzu kaybettiğimiz zaman başımıza neler geldiğini hep beraber görüyoruz. Küçük bir bebek bile umudunu kaybettiğinde nasıl sorunlar yaşıyor. Bir öğrenci sınava hazırlık sürecinde umudunu kaybettiğinde nelerle karşılaşıyor, bir anne baba evladıyla ilgili umudunu kaybettiği zaman neler yaşıyor? Ve daha neler neler…

Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. İnsanların hayatta birçok şeylerini kaybettikleri anlar vardır. Ama eğer umudunuzu kaybetmediyseniz birçok şeyi tekrar kazanma şansınız olur. Umudunuzu, heyecanınızı, Rabbinize olan güveninizi kaybetmediğiniz zaman, hakla olan diyaloğunuzu kaybetmediğiniz zaman merak etmeyin düştüğünüz yerden kalkmayı bilirsiniz. Hani derler ya ‘Yiğit düştüğü yerden kalkar.’ Yere düşen yiğidin düştüğü yerden kalkabilmesi için umudunu kaybetmemesi lazım. Tekrar kalkabileceğini bilmesi ve umut etmesi lazım. Tekrar kalkıp, eskisinden daha güçlü, daha başarılı, daha azimli, daha coşkulu, daha iyi olabileceğine umut etmesi, inanması lazım.

Umut aslında inanmaktır. “Umut ediyorum bu işi başaracağım” derken inanıyorsunuzdur. İnandığınız oranda umut edersiniz. Umut ettiğiniz oranda inanırsınız. Onun için asla umutsuzluk girdabına girmememiz lazım. Eğer o girdaba düşerseniz, alır sizi içine yok eder, perişan eder. İnancınızı, imanınızı, coşkunuzu, hayallerinizi, geleceğinizi yok eder. O girdaba girdiğiniz an artık çıkma şansınız yoktur. Sizi alır, mutsuzluk ve başarısızlık denizine doğru götürür.

Her şeyin başı umuttur. İnsanoğlu aç olarak 40 gün, susuz olarak 4 gün, havasız olarak 4 dakika yaşar en fazla. İnsanoğlu umutsuz olarak sadece ve sadece 4 saniye yaşar. İntihar eden, hayatına son veren insanlar o işi yapmadan 4 saniye önce umutlarını kaybettikleri için yapıyorlar.

Oysaki inanan olmanın farkı burada devreye giriyor. Çünkü Allah, umutsuzluğu asla tasvip etmiyor. Umudunuzu kaybetmeyin. Umutsuzluğa düştüğümüz an imanımızdan şüphe etmemiz gerektiğini söylüyor. Çünkü bir kapıyı kapatan Mevla yanında yenisini açıyor.

“Nefsine dizgin vur ve bin, aksi hâlde o sana yüklenir.”

’Abdulkadir Geylani’

Cevabınız

Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
İstenmeyen Reklam Koruması:
Gelecekte bu doğrulamadan kurtulmak için, lütfen giriş yapınız veya kayıt olunuz.
...