tarafından soruldu
Hayal kırıklığına ve ümitsizliğe kapılmakla ilgili aklımızda tutmamız gereken 4 tane çok önemli nokta var.

1. Benlik imajımızı zedeler. Kendimizi düşük görmemize yol açar.

Bu gerçek özellikle kendimizi algılayışımızla tutarsız olan bir tarzda tutarlı davranamayacağımızı kavradığımızdan, daha anlamlı hâle gelir. Yani kendinizi hayal kırıklığı ve ümitsizliğe kapıldığınızı düşündüğünüz an, bu sizin kişilik imajınızı çok ciddi bir şekilde zedeleyecektir.

2. Sorumluluktan kaçmamıza neden olur.

Bizim tam tersi sorumluluklar almamız gerekiyor, bizim tam tersi üzerimize olabildiğince yükün binmesinden kaçmamamız gerekiyor. Sorumluluktan almaktan kaçan insanların hayatta başarılı olması mümkün değil.

3. Başkalarını suçlamamıza yol açar.

“Öğretmenim yüzünden başarısızım, beni başka dershaneye yollasalardı başarırdım.” Gibi suçlamalar yapıyorsunuz. Başkalarını suçlamayın. Eğer ortada bir başarısızlık varsa; sorumlusu sizsiniz.

4. Gerçekleri bulandırmamıza neden olur.

Çünkü gerçek bir neden var, gerçek bir sebep var. Bunu düşünsek sorunu çözeceğiz. Ama biz ne yapıyoruz? Bunu düşünmeyi bırakıp, gerçekleri bulandırmaya başlıyoruz.

Hayal kırıklığı ve ümitsizlik maalesef bulaşıcıdır. Gripten ve nezleden daha beterdir. En salgın hastalıklardan bir tanesidir. Bu duruma, çok güzel örnek gösterilebilecek bir hikâye var; Adamın bir tanesi köprüden atlamak üzeredir. Yanına polis yaklaşıyor. Önce tatlı, güzel konuşmalarla olabildiğince temkinli davranarak adamın çok yakınına kadar sokuluyor; “Derdin ne? Sıkıntın ne? Hayırdır neden böyle bir şey yapıyorsun? Anlat seni dinleyeyim” diyor. Adam da başlıyor derdini anlatmaya; karısının ve bütün sevdiği dostlarının kendisini terk ettiğini, iflas ettiğini, en çok güvendiği insanların kendisini arkadan hançerlediğini, hayatta nasıl başarısız olduğunu, hayatın zorluklarını yarım saat anlattıktan sonra ikisi elele tutuşup köprüden beraber atlıyorlar.

Hepimiz bizleri tehlike çemberine sokabilecek ümitsizlik akımlarının etkisindeyiz. Özellikle toplumumuzda kendi ümidini kaybettiği gibi etrafındaki insanların da umutlarını yok etmeye, umut avcılığına soyunmuş çok sayıda insan var.

Gençler, umutlarınızı, hayallerinizi, ideallerinizi çaldırmayın. Paranızı da çaldırmayın ama paranızı çaldırsanız da geriye gelebilir. Umudunuzu, heyecanınızı, hayallerinizi çaldırdıysanız işte onu geri getirmek çok zordur.

Onun için ümitsizliğinizin nedenlerini bilirseniz, ondan daha kolay kaçınabilirsiniz. Ümitsizliğinizin nedenleri nedir? Başarılı bir genç olmanıza engel olan şeyler nelerdir? Bunlardan kaçıyoruz. Sadece ifade ediyoruz. Gençlerimiz sadece şunu söylüyor; “Benim üniversiteyi kazanma ümidim yok” diyor ve işin içinden çıkıyor, sıyrılıyor. Neden hemen pes ediyorsun? İkinci soruyu sor bakalım kendine. Nedir sana bu duyguyu hissettiren? Başaramama duygusunu, ümitsizliği sana aşılayan şey nedir? Bunlar üzerinde kafa yormuyoruz.

Onun için ümitlerinizi kaybetmeyin. Ümitsizliğe düşmeyin. Peki, ümitsizlik hangi durumlarda karşımıza çıkıyor? Genelde başarı fırsatını kaçırdığımızda, bencilleştiğimizde karşımıza çıkıyor. Ümitsizliğe kapılan ve hayal kırıklığına uğrayan kişiler, genellikle tek bir şeyi düşünüyorlar; kendilerini.

Girişimlerimizde, birden başarılı olamadığımızda umutsuzluğa kapılıyoruz. Oysa bir girişimde bulunduğumuzda; birincisinde başarılı olmak zorunda değiliz ki…

“Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez. “ ‘Mevlâna’

Ulusal perakende satış derneğinin yaptığı bir araştırmada; başarıya ulaşmayan ilk girişimlerin satıcıların neredeyse yarısının tümden başarısızlığa sürüklediğini ortaya koyuyor. Satıcıların yüzde 48’i bir girişimden sonra vazgeçiyorlar. Bu da; neredeyse her iki kişiden biri birinci girişimden sonra vazgeçtiğini gösteriyor. Satıcıların yüzde 25’i iki girişimden sonra vazgeçiyor. Satıcıların yüzde 15’i üç girişimden sonra vazgeçiyor. Satıcıların yüzde 12’si geri dönerek, yeniden deniyorlar.

Ve pes etmeyenler tüm satışlarının yüzde 80’ini gerçekleştirmiş oluyorlar. Yüzde 12’si vazgeçmiyor, ısrarcı, devam ediyor ve satışlarının da yüzde 80’ini yapıyor. Bu bir gerçektir.

Birçok başarılı, iyi satış yapan pazarlama firmasına baktığımızda, bu özelliklere sahip olduğunu görüyoruz. Vazgeçmiyorlar. Kafalarına koyduklarını yapıyorlar. Kapıdan kovulurlarsa, camdan, bacadan giriyorlar. Ama asla vazgeçmiyorlar. Günlük kendilerine bir hedef koyuyorlar ve o hedefe ulaşana kadar asla vazgeçmiyorlar. İsterse yüz birinci, isterse bin birinci kapı olsun.

Asla vazgeçmeyeceğiz. Hayallerimiz olacak ve o hayallerimize ulaşmak için ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız. Düşeceğiz, kafamız gözümüz yarılacak, dizimiz kanayacak, dirseklerimiz soyulacak, acıyacak, ağlayacağız, gözyaşı dökeceğiz ama bir şeyi çok iyi yapacağız; Asla vazgeçmeyeceğiz. Asla…

Amacımızdan ve planlarımızdan uzaklaşırsak; ümitsizliğe kapılırız. Ümitsizliğe kapılmanın başka bir niteliği de durgunluktur. Ümitsizliğe uğramış, cesaretini yitirmiş birinin aktif olduğunu, koşturup başkalarına yardım ettiğini gördünüz mü hiç? Ümitsizliğe kapıldığınızda geri çekilme, olaylardan elimizi, ayağımızı çekme eğiliminde oluruz.

Ümitsizlik Korkusunu Nasıl Yenebiliriz?

Olumlu Düşünme

Ümitsizlik korkusunu yenebilmemiz için öncelikle olumlu düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Thomas Edison’un biyografisini yazan oğlu, babasıyla ilgili çok enteresan bir hatırasından bahseder. 1914’te dondurucu bir Aralık gecesini anımsatır. Der ki; “10 yıllık bir proje olan, nikel demir alkali piliyle

ilgili başarısız deneyler, babamı ekonomik sıkıntıya sokmuş, sinema ve plak kayıtlarıyla elde ettiği gelirler sayesinde ayakta duruyordu. O aralık gecesinde atölyede ‘Yangın!’ diye bir çığlık yankılandı. Film odasında kendiliğinden yangın başlamış, birkaç dakika içerisinde tüm paketler, plaklar ve film için gereken selüloit ve yanabilecek tüm diğer araç gereçler tutuşmuştu. Çevredeki sekiz şehirden itfaiyeler geliyor. Ama ateş o kadar yoğun ve suyun basıncı da o kadar yetersizdi ki, alevleri söndürme çabası işe yaramadı. Her şey yok olmak üzereydi.”

Oğlu babasını bulamayınca endişeleniyor. Güvende miydi? Tüm araçları yok olunca canlılığı, şevki de kırılacak mıydı? Çok geçmeden babasını atölyede kendisine doğru koşarken gördü. “Annen nerede?” diye bağırdı bilgin. “Git onu getir evlat! Ona acele etmesini ve arkadaşlarını da getirmesini söyle. Bir daha asla böyle bir yangın göremeyecek.”

Ertesi sabah daha gün doğmadan yangın kontrol altına alındıktan sonra, Edison işçilerini topladı ve olağanüstü bir duyuru yaptı. “Atölyeyi yeniden inşa ediyoruz.” Adamlardan birine bölgedeki tüm makine dükkânlarını kiralamasını, bir başkasına da demiryolu şirketinden enkazı kaldırmak için bir vinç getirmesini söyledi. Sonra da sanki tüm bunlardan sonra aklına gelmiş gibi şöyle dedi; “Bu arada nereden para bulabileceğimizi bilen var mı?” Sonra açıklar; “Bir felaketten sonra her zaman sermaye bulabiliriz. Bir sürü eski süprüntüyü temizledik, harabenin üstüne daha büyük ve daha iyi bir yapı kuracağız.” Kısa bir süre sonra esnemeye başlar, ceketini katlayıp, bir yastık hâline getirerek bir masanın üstüne kıvrılır ve ansızın uykuya dalar.

Sadece Edison’da değil, adını tarihe altın harflerle yazan birçok büyük insanın, hayatının önemli bölümünde zorluklar, sıkıntılar, başarısızlıklar vardır. Normal insanların başına gelse, her şey bitti diye düşünecekken, işte bu insanları ön plana çıkartan herkesin “Bittim” dediği anda “Ben yeniden doğdum” diyebilenler… En zor anımızda bile, en sıkıntılı anımızda bile bunu diyebiliyorsak işte o zaman biz başarılı olmayı hak edenlerdeniz.

Olumlu Eylem

Çözüme yönelik eyleme geçin. Hayal kırıklığının kaynağını anladığınızda, bizi hayal kırıklığından kurtaran şey; sorumu çözmek için olumlu adımlar atmaktır. Bir ozan, bahçesinde dolaşırken, yerde gördüğü bir kuş yuvasından söz eder. Fırtına ağacın üzerindeki yuvayı dağıtmış. Ozan, yıkılan kuş yuvasına üzülürken, yukarıya bakar ve kuşlar, ağacın dalları üzerinde yeni bir yuva yapmaktadırlar. Ozan üzülüyor ama kafasını kaldırıp baktığında gördüğü tablo; kuşlar yeni yuva yapmaya başlamışlar bile.

Bizler de eyleme geçeceğiz. Hayallerimiz yıkıldığında, ümitsizliğe kapıldığımızda, duvara tosladığımızda pes etmeyeceğiz, hemen tekrar inşaya başlayacağız. Bize, eşrefi mahlûk olan insana düşen budur, vazgeçmemektir. Birkaç umutsuz hareket, birkaç tane ümidimizi kıran olay; bizi yerle bir etmemeli, hayallerimize, ideallerimize gitmenin önünde set olmamalı. Bizim hayallerimiz, ideallerimiz, insan olmamız, ahseni takvim üzere yaratılan bir mahlûk olmamız; karşımıza bir güç, engel çıktığında, birkaç problem yaşadığımızda o büyük ideallerimizden vazgeçmemize mi sebep olacak? Birkaç tane ümit kırıcı davranış, bize hayallerimize ulaşmada engel mi olacak? Hayır,

eyleme geçmeye devam edeceğiz. Sonucunun ne kadar güzel olduğunu ancak bu şekilde pes etmemek kaydıyla göreceğiz.

“Kendisine inanmayan, güvenmeyen ve bunun için de iradesini kullanmayan bir insan geçici heveslerin, yanlış arzuların

girdabına kapılıp potansiyelini tahrip etmeye başlar.”

Olumlu Örnek

Başarısızlık, ümitsizlik bulaşıcıdır. Eğer olumlu örnekleri görürsek başarıyı yakalarız.

14. Yüzyılda Güneybatı Asya İmparatoru Timur-Lenk’in ordusu güçlü bir düşman tarafından bozguna uğratılmış ve düşman askerleri bölgeyi tararken Timur terk edilmiş bir ahırda yatarak saklanıyor. Orada ümitsiz bir şekilde yatarken bir mısır tanesini dik bir duvarda taşımaya çalışan karıncayı görüyor. Mısır tanesi karıncanın kendisinden daha büyük. İmparator karıncanın o taneyi atmış dokuz kez taşımaya çalıştığını sayıyor ve o karıncanın atmış dokuz kez geri düştüğünü görüyor. Karınca yetmişinci denemesinde mısırı duvarın üzerine nihayet çıkarabiliyor. Karıncanın bu çabasına şahit olan Timur birden yerinden fırlayarak kendisinin de sonunda kazanabileceğini, zafere ulaşabileceğini fark ediyor. Ve nitekim ordusunu yeniden düzenleyerek ve düşmanı kovarak bunu başarıyor.

Bir karınca, bir mısır tanesini atmış dokuz defa denediği hâlde, duvarı aşamadığı zaman vazgeçmiyor, yetmişincisini deneyebiliyor. Eminim ki yetmişte başarmasa, yetmiş biri denemeye devam edecek. Bir karınca bunu yapabiliyorsa, bir karıncanın içinde bu duygu varsa, bize ne oluyor? Biz neden pes ediyoruz, gayret göstermiyoruz?

Olumlu azim

İki kurbağa bir krema tenekesine düşmüş. Tenekenin kenarları parlak ve keskin. “Eyvah ne yapacağız?” demiş birinci kurbağa. “Çevreden hiç yardım gelmiyor. Buradan ölmeye mahkûmuz. Elveda dostum, elveda kötü dünya” diyor. Ve ağlaya ağlaya boğuluyor. Ama ikincisi daha güçlü, kremalı yüzünü ve gözlerini siliyor. “En azından bir süre yüzeceğim” diyor. Bir kurbağanın daha ölmesi dünyaya bir şey kazandırmazdı. Bir iki saat çırpınıyor, yüzüyor. Bir kez bile yakınmak için durmuyor. Sonra oluşan margarinin üzerinden dışarı sıçrayarak kurtuluyor.

Hayat hep böyle. İki insan, iki karınca, iki kurbağa, iki böcek, iki arı fark etmez. Olumlu düşünen, olumlu eyleme geçen, olumlu örnekler alan, olumlu azme sahip olanlar ve bunun tersine sahip olanlar... Siz hangi gruptansınız? Siz kendinizi hangi gruptan görüyorsunuz? Buna karar verin, ondan sonra bakın olaylar, kendiliğinden nasıl kolay oluyor…

Cevabınız

Görüntülenecek adınız (isteğe bağlı):
Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
İstenmeyen Reklam Koruması:
Gelecekte bu doğrulamadan kurtulmak için, lütfen giriş yapınız veya kayıt olunuz.
...