tarafından soruldu
Kısa Süreli Bel eğin Kapasitesini Düşüren Etmenler… Kısa süreli belleğin kapasitesini düşüren ve bu nedenle etkili ve verimli çalışmayı engelleyen en temel üç tane etmen var. Bunlardan bir tanesi kaygı, hemen arkasından stres ve panik… Şunu belirtmekte fayda var; bir dereceye kadar kaygılı olmak, stres hissetmek kişiye dikkatli bir şekilde çalışmaya hazırlar. Buna dinamik gerilim adı da verilebilir. Yani bir vizyon belirlemenin yol açtığı stres, o vizyonu önemsemekten oluşan kaygı; kişi kendine güveniyor ve inanıyorsa onu eyleme geçirir. Ve başarıya götürür. Ama kişi kendini çok baskı altında hissediyorsa o zaman verimli ve etkili çalışma yeteneklerini kaybetmeye başlar. Yani kaygı ve stres tamamen kötü değil, kontrol edebiliyorsa, verimli çalışmasını sağlıyorsa, bir vizyon oluşturuyorsa, o vizyonu oluşturup gerçekleştirmek için harekete geçiriyorsa bir problem olmaz.

Kısa süreli belleğin kapasitesini etkileyen en belirgin etmenlerden biri kaygıdır. Kaygı ne kadar büyükse kısa süreli belleğin kapasitesinde de o kadar çok pay alır. Diyelim ki bir öğrenci ne kadar çok kaygılı ise dersin başına oturduğu zaman kısa süreli belleği son derece verimsiz kullanacaktır. Çünkü kaygı kısa süreli bellekte sürekli kalır ve onu sürekli meşgul eder. Örneğin; bir baba üniversiteye hazırlanan oğlunun yanında “Aklını başına almazsan sen de hiçbir yere gelemezsin. Bak komşunun oğlu tıpı kazandı. Sakın bizi mahcup etme” bunları söylerken, bunun yanı sıra komşu, akraba, eş, dost herkes bir şeyler söylediği zaman sözde destek veriyorlar ama oysaki öğrenci

kaygılanıyor. Bu kaygı 24 saat onunla birliktedir. Ve genç uyurken bile kaygılı rüyalar görür.

Gencin kaygısını 2 bit büyüklüğünde sayalım. Ortalama 7 bit büyüklüğündeki bellek, 2 biti kaygıya tahsis edildiği için işlemez hâle gelir ve geriye 5 bitlik bir kapasite kalır. Kaygı stresi doğurur. Stres; kişinin iç organlarının çalışma tarzını ve kasları etkiler. Stresli kişinin kalbi tam verimli atmaz. Hatta stres kan damarlarını büzer, daraltır ve bu nedenle de kaygılı, stresli kişinin beynine de bol kan gitmez. O nedenle beyin tam beslenemez ve görevini tam olarak yerine getiremez. Bağırsaklar, ciğer, tüm solunum sistemi, böbrekler, kısaca tüm iç organlar stresten etkilenir ve gencimizin stresinin de kısa süreli bellekte 2 bitlik bir kapasite kaybına yol açtığını varsayalım. Ve bunun dolayısıyla kalan 5 bitlik kapasite 3’e düşmüş olur.

Bir de panik var. Babanın öfkesi, annesinin konuşması, bakkalın, komşunun sözleri gençte bazen paniğe neden olur. Sınav gününde sınav süresince panik had safhaya gelir. Öyle anlar olur ki kişi kendi adını dahi hatırlamayacak hâle gelir. Sınavdan önce söylenen imalı bir söz, sert ya da güvensizlik ifade eden bir bakış, sınav kapısına kadar getirmeler, okunmuş pirinç yutturmalar çocuğu daha paniğe sürükler. Adeta çocuğu savaşa gönderiyormuş havası meydana getirmiş oluruz. Kısa süreli bellek kapasitesinden 2 bitini de paniğe verirsek zavallı çocuk sınav boyunca ancak geriye kalan 1 bitlik bir kapasiteyle sorulara yanıt vermeye çalışır.

Gencimiz kendine güveni eksik, kaygılı, stresli ve panikteyken, bir başka öğrencinin sakin ve kendine güvenen bir hâlde olduğunu düşünelim. Diğer öğrenci kısa süreli belleğin tüm kapasitesini kullanarak sınavdaki soruları yanıtlayacak ama panik, kaygı ve stres içerisinde olan kardeşimiz ise maalesef başarılı olamayacaktır.

Şöyle bir durum düşünelim; gencin bir tanesi babasının ve annesinin korkusuyla kaygı ve stres içerisinde günde altı saat çalışarak sınava hazırlanmış olsun, tüm yıl kendini sıkıp çalışarak sınav gününe kadar uzun süreli belleğinde bilgi biriktirmiş olsun. Kolaylık olsun diye de bu bilginin miktarına 500 diyelim. Bu gencimizin takip ettiği strateji çok çalışma stratejisi olmaktadır. Günde altı saat ders çalışıyor ama anne baba ve çevre baskısı, kaygısı ve stresi dâhilinde. Başka bir evde de bir başka öğrenci etkili ve verimli çalışma stratejisini kullanarak günde iki saat çalışmış olsa ve o da 500 sayısıyla ifade edilebileceği bir bilgi biriktirmiş olsun. Sınava girdiklerinde sınava getirdikleri bilgi bakımından aslında her iki öğrenci de eşit. Sınav süresi de eşit.

Gencin bir tanesi çalışması etkili ve verimli olmadığından kapasitesinin çoğunu kaygı, stres ve paniğe kaptırmış olduğundan geriye kalan ancak bir bitlik bir kısa süreli bellek kapasitesiyle çalışmak zorunda kalmış ve depodaki 500 bilginin ancak 120’sini 3 saatlik sınav süreci içerisinde cevap kâğıdına aktarabiliyor. Sınav bittikten sonra o öğrencinin duygusu şu oluyor; “Hepsini biliyordum, tutuldum, kaldım. 3 saat yerine 6 saat verselerdi soruların hepsini yapardım. Ben bu konuları çok çalıştım ama sınavda bir türlü aklıma gelmedi. Kilitlendim, çözemedim, anlayamadım. Sanki o gün ben gittim başka biri geldi.” Bunları çok kullanıyorsunuz değil mi?

Üç saatlik sınav süresince diğer etkili ve verimli çalışan öğrencimiz de çalışma alışkanlığı uygulamış olan ve 500 bilginin tümünü sınav kâğıtlarına aktarmış ve aktarma bittikten sonra da bir de

gözden geçirme yaparak verdiği yanıtların doğruluğundan emin olmak istemiş. Sınav bittikten sonra da o öğrencimizin duygusu da şöyle oluyor; “İyi hazırlanmıştım, herhangi bir sürpriz durum ortaya çıkmadı. Beklediğim gibiydi. Çok iyi sonuç bekliyorum”

Sevgili gençler kaygı, stres ve panikten uzak duralım. Kısa süreli belleğinizin kapasitesini küçültmeyin ki, sınavlarda çalışmış olduğunuz, uzun süreli belleğe depolamış olduğunuz bilgi birikimlerine gereksinim olduğu zamanlarda depodaki raflardan kolaylıkla erişebilelim…

Cevabınız

Görüntülenecek adınız (isteğe bağlı):
Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
İstenmeyen Reklam Koruması:
Gelecekte bu doğrulamadan kurtulmak için, lütfen giriş yapınız veya kayıt olunuz.
...