tarafından soruldu
Öğrenmeye karşı istek ve olumlu tutum; motivasyonu artıran en önemli etkendir. Öğrenmeyi istemek sadece yetmiyor buna karşılık olarak olumlu tutum sergilememiz gerekiyor. Sadece istemek yetmiyor. Araştırmalar; öğrencilerin öğrenmeye karşı tutumlarını genel olarak üç ana başlıkta topluyor sevgili genç kardeşlerim.

1. Öğrenmeye, odaklanma tutumuna sahip öğrenciler

Bu tarz öğrenciler öğrenmeyi istiyorlar, odaklılar. Bunların genel özellikleri;

a. Başarısızlık korkusu yoktur.

İstekliler, olumlular, odaklanmışlar. Bu öğrencilerde acaba matematiği başarabilir miyim, acaba öğrenebilir miyim gibi bir korku yoktur. Ben istekliyim, arzuluyum, bu konuyu başaracağım. Bu sınavın üstesinden geleceğim diye kendilerine net bir güvenleri vardır. Onların literatürlerinde başaramama gibi bir duygu yoktur. Onların kitabında başaramama korkusu yoktur. Korkuya yer yoktur.

b. Özgüven sahibidirler.

“Allah’ın izniyle bu işin üstesinden geleceğim. Bende bu işi başaracak güç olduğuna inanıyorum. Bende bu işi başaracak yetenek olduğunu biliyorum. Ben kendime güveniyorum. Ben neden sınavdan korkayım ki sınav benden korksun.” Düşüncesiyle kendilerine olan güven duygusunu kaybetmezler.

c. Motivasyonları yüksektir.

Motivasyon; öğrenmeye karşı istek, arzu, aşk, şevktir. Birileri size “Sen başaramazsın” dediğinde ya tasdiklersiniz; “Doğru iki milyon kişi girecek ben mi kazanacağım? Başaramam ben haklı, doğru söylüyor” diyerek. Ya da pozitif, olumlu yönde motivasyonunuzu yükseltip; “Göreceksiniz kazanacağım ve herkese kim olduğumu göstereceğim.” Motivasyonu yüksektir.

Başarıya odaklanma tutumuna sahip öğrencilerin başarılı olamama korkusu yoktur. Motivasyonu yüksektir.

d. Sistemli çalışma ve çalışma stratejileri geliştirme konularında bilinçlidirler.

Rastgele çalışmazlar. Kafalarına estiği gibi çalışmazlar. Bugün iki saat, yarın on saat değil, planlı çalışırlar.

e. Ne için öğrendiklerinin farkındadırlar. Bu onları hayat amaçlarının farkında olmalarını sağlar.

2. Başarısızlıktan kaçma eylemindeki öğrenciler

a. Başarısızlıktan korkarlar.

“Tamam, çalışacağım ama ya başaramazsam, ya üstesinden gelemezsem. Ben bu işi acaba başarabilir miyim? Galiba bu iş olmayacak.” gibi kaygılarla başaramama korkusu hâkimdir.

b. Başarısızlığa odaklanmışlardır.

Yani kazanma şansı ve kaybetme şansı eşittir. Üniversite ve liseye giriş sınavına milyonlarca insan girecek. Kimin kazanıp kazanmayacağı sınavdan sonra belli olacak. Ama başarılı olan insanlar şimdiden kazanma odaklıyken başarısızlar genelde başarısızlığa odaklanmışlardır.

c. Motivasyonları düşüktür.

O işi başarmayla ilgili hevesi, aşkı, cesareti, coşkusu azdır. İçinde patlamaya hazır bir volkan yoktur adeta.

d. Başarısızlığın nedenlerini kendi zekâ kapasitesinde veya derste ararlar. Bu nedenle öğrenmeyi değil genelde dersin geçmesini isterler.

Kendi yeteneklerinde veya zekâ kapasitesinde ya da dersin içeriğinde bir şeyler bulur. Bahaneler üretir. Öğrencinin tek isteği bir an önce o dersi geçirmektir.

e. Anlamak yerine ezbere dayalı çalışmayı tercih ederler.

“Yani şu konuyu öğreneyim, ilerde bana lazım olur. Bu bilgi önemli, kalıcı hafızama yerleştireyim” demezler. “Yarın sınav var, benim bu sınavdan geçmem izin 50 almam lazım. 50 puan alacak kadar ezberleyeyim” şeklinde düşünürler. Bakın onun için her sene okuduğu liseyi birinci olarak bitiren 2500 öğrenci ek puan almasına rağmen üniversiteye yerleşemiyor. Maalesef bizim okullarımız çok iyi papağan yetiştiriyor. Çok iyi ezberleyen ama o ezberlediği bilgileri hayatına uygulayamayan veya bir süre sonra sınava girip çıktığında unutan öğrenci yetiştiriyor.

3. Başarısızlığı kabul eden öğrenciler

a. Başarısızlığı mutlak son olarak görürler.

Başarısızlığı kader olarak görür. Bir sonuç olarak görür.

b. Çalışmak için bir neden görmezler. Düzenli ders çalışmak için çaba sarf etmezler.

Arkadaşlar bir işi başarmak için nedenleriniz ne kadar çoksa o işi başarma ihtimaliniz o kadar yüksektir. Okul hayatınızdaki sınavları kazanma nedenleriniz ne kadar çoksa, o işi başarmak için nedenleri ne kadar çok yazdıysanız başarma ihtimaliniz o kadar yüksek. Üniversiteye hazırlanan bir genç oturup bir kâğıdı, kalemi eline aldığında yirmi, otuz tane kazanma nedeni yazabiliyorsa o öğrencinin kazanamaması için engel yoktur. Gerekli çalışma aşkı ve heyecanlarını oluşturacak nedenleriniz olmayınca da düzenli ders çalışmak için de çaba sarf etmiyorsunuz.

c. Sürekli dışsal destek ararlar ve kendi başlarına çaba sarf etmezler.

Düşmüştür. Kafasını kaldırır bakar. “Yok mu elimden beni tutup kaldıracak?” Ya kalksana koca adamsın! Çukura düşmüştür, hafif mücadele etse çıkacak, başaracak, üstesinden gelecek. Ama öyle yetişmiş, öyle alışmış ki en basit şeyde bile etrafına bakıyor. Mutlaka birileri destek olacak. Sınavı kazanması için, başarılı olması için, hayatın üstesinden gelebilmesi için, işe girmek için… Böyle bir şey yok. Sürekli bir dışsal desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Başkalarından beklediği için de kendisi çaba sarf etmiyor.

d. Başarısızlığın nedenlerini araştırmak yerine, bahanelerle sorumluluktan kaçarlar.

Başarısız insanların mazeretleri, başarılı insanların maharetleri vardır. Öğrenci istediği notları alamamış, yapması gerekenleri yapamamış. Ama bir bakıyorsunuz ki bu nedenleri araştırması lazımken tembellik yapıyor ve mazeret buluyor.

e. Zamanlarını ders dışı aktivitelere ayırırlar.

Yukarıda ifade edilen 3 tür öğrenci tutumunda bir öğrencinin sürekli olarak aynı grupta kalması söz konusu değildir. Gruplar arasındaki bu geçişler öğrencinin göstereceği çaba ile doğru orantılıdır. Başarısızlığı kabul etme tutumu en tehlikeli tutum olarak görülebilir.

Cevabınız

Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
İstenmeyen Reklam Koruması:
Gelecekte bu doğrulamadan kurtulmak için, lütfen giriş yapınız veya kayıt olunuz.
...