tarafından soruldu

"flood" hz. muhammed (sav)'in peygamber oluğuna dair deliller. bir ateist deist gözüyle düşünelim..

arabistan çöllerinde okuma yazma bilmeyen bir zat (sav) çıkıyor. küçükken yetim ve öksüz kalmış, hiç bir kütüphanesi, laboratuvarı olmayan bir çöl diyarında büyümüş, herkes nasıl bir ömür yaşadığına şahit olmuş. kırk yaşında kendisine peygamberlik geldiğini iddia etmiş.

o güne kadar tek vasfı “güvenilir ve doğru sözlü” olması. başka herhangi bir vasıf kendisine itham edilmemiş. âlim, sihirbaz, şair, komutan, deha vb. vasıflar daha önce kendisine verilmemiş.

- ancak, nasıl oluyorsa bu insanda, kırk yaşına kadar hiç bulunmayan vasıflar sanki içine aniden yükleniyor gibi, bir anda ömrünü şairliğe vermiş insanları hayrete düşürecek ve şairlikte zirve yapmış toplumu aciz bırakacak belagatlı ifadeler söyleyebiliyor,

“benzerini asla getiremezsiniz” diye dünya’ya meydan okuma cesareti gösteriyor, herkesi kur’an belagatına karşı aciz hale getirdiği için belagatla üstün gelemeyeceğini anlayan mekkelileri kılıçla mücadeleye mecbur bırakabiliyor!

- yirmi üç yıl boyunca kur’an üslubu ile hadis üslubunu bir kez dahi birbirine karıştırmıyor. kendi üslubunun kur’an üslubundan bambaşka olduğu açıkça görülebiliyor. demek ki, ayetlere bir müdahalesi yok.

- ömründe sihrin s’sine bulaşmamış olmasına rağmen gösterdiği mucizelerle akılları dehşete düşürüyor, akıl sahiplerini kendisine iman ettiriyor!

mesela, sahabiler susuzluktan mahvolacağı bir sırada bin beş yüz sahabenin gözü önünde hz. peygamberin (sav) parmaklarından kaynak gibi su akıyor ve bin beş yüz sahabe bu sudan kana kana su içip abdest alıyor.

(buhari, ilim: 39; müslim, zühd, 72; ebu davud, ilim, 4, tirmizi, fiten, 70, ibni mace, mukaddime, 4) bu ve benzeri bine yakın mucize allah’ın izni ile üzerinde zuhur ediyor. bir insan diyemez ki, “uydurmadır.”

beş, on, yüz… bin beş yüz sahabede mi aynı yalana ortak olmaktadır! üstelik, madem sahabiler bunları kendileri uydurmuş, niçin kendi uydurdukları bir yalan uğruna efendimizin (sav) vefatından sonra vatanlarını, ailelerini bırakıp binbir eziyete katlanarak,

at sırtında ve yürüyerek onbinlerce kilometre yol katetmiş, anadolu’ya, afrika’nın batısından endonezya’ya kadar gitmiş ve islam’ı anlatmak için bir ömür rahatlarını bozmuşlardır.

evet, gördükleri kur’an’ın ve hz. peygamberin (sav) delilleri, islam’ın yüceliği karşısında içlerine ateş düşmüş ve engin bir imanla ancak bunu yapabilmişlerdir. bu kutlu neslin kendi uydurdukları bir yalan uğruna bu zorluklara seve seve katlandıklarını iddia etmek, ancak akıldan istifa etmekle mümkündür.

kimileri de der; “mucizeleri aklım almaz! peygamberin nasıl elinden su gelir, nasıl bir işaretiyle ayı ikiye ayırır, nasıl küçük bir tas yemekten yüzlerce sahabi doyar,

nasıl bir ağaca gel dediğinde kökünden çıkıp gelir, git dediğinde yerine gider.” bediüzzaman’ın güzel bir örneğinden esinlenerek cevap vermek gerekirse; birisinin bir gücü olduğunu varsayalım ki, bir işaretiyle bir dağı yerinden kaldırıp başka bir yere koyabilsin.

sonra deseler ki, bu zat bir işaretiyle bir kalemi yerinden kaldırıp başka yere koyabildi. elbette inanırız. “zira, dağı yerinden kaldırmaya güç yetiren, bir kalemi mi kaldıramayacak!”

evet, kâinatı yaratan, milyonlarca ışık yılı ötelerde milyarlarca galaksi içinde milyarlarca yıldızı yaratmaya ve çekip çevirmeye güç yetiren, dünya’yı dağları, engin denizleri yaratmaya güç yetiren allah (cc), bir peygamberinin elinden su getirmeye mi güç yetiremeyecek,

kulunun bedenini miraç gecesi göğe yükseltmeye mi güç yetiremeyecek! bunun, hiçbir mantıklı izahı yoktur. kudreti sonsuz olan bir yaratıcı her şeye kadirdir. ol der ve oluverir. mucizeler, peygamberlerin yeteneği değil allah’ın izin vermesiyle oluşan harikulade olaylardır.

hz. musa (asm)’ın da gösterdiği mucizeler karşısında sihirbazlar, “bu bir sihir olamaz, sihrin gücü buna erişemez, musa’nın rabbine iman ettik” diyerek iman etmişlerdir.

- düşünmeye devam edelim! yine bu zat (sav), ömrü boyunca devlet yönetmemişken bir anda ömrünü devlet yönetimine, siyasete vermiş insanların becerilerinin çok üstüne çıkarak devlet kurup yönetecek hale geliyor!

- bir anda ömrünü orduya, savaş tekniklerine veren komutanları, savaşlarda alt edecek seviyeye ulaşıyor ve ordu yönetiyor, kendi ordusundan kat be kat daha büyük orduyu ve orduları deviriyor.

on yıl gibi kısa bir sürede “sıfırdan” bir devlet kurup 3.000.000 km karelik bir alanı (türkiye’nin yaklaşık dört katı) feth ederek tarihe geçiyor! ki, tarihte kısa zamanda bu başarılara ulaşan imparatorlar, hazır bir ordu ve devlete konarak bu becerebilmiştir.

ancak, hz. peygamber (sav), elinde bir ordu, devlet olmadan en baştan başlayarak 10 yıl gibi kısa bir sürede bunu başarabiliyor. bu ancak allah’ın yardımıyla mümkündür.

- karşısına bir dünya dolusu insan ve güç almışken, davasından zerre tereddüt etmiyor, azınlık olmasından korkmuyor, işkenceler, eziyetler, servet ve kadın teklifleri onu davasından vazgeçirmiyor!

“şu dünya hayatını bir defa yaşayacağım, bu güzel teklifleri kabul edip zevkü sefa süreyim.” diyerek davasından dönmeyip çileli bir hayatı tercih ediyor!

hâlbuki, haşa kur’an’ı kendi elleriyle yazsa, derdi dünyalık demektir ve derdi dünyalık olan bir insan, böyle çile, eziyet, ambargo, fakirlik, savaş, dostlarını, akrabalarını kaybetme, kendisine inananlara gelen belalar karşısında tahammül etmekte zorlanır.

kaybettiği dünyalıklara, kendisi uğruna çile çeken dostlarına üzülür, davasından tereddüt eder. ancak, tüm bunlar o’nun davasından zerrece tereddüt etmesine sebep olmamıştır.

- kendisine inen din ile kendisini hiçbir ibadetten, savaştan muaf tutmuyor, aksine teheccüd gibi meşakkatli namazı kendisine farz kılıyor, herkesten çok nafile ibadet yapıyor,

az yiyor, az uyuyarak ibadetten ayakları şişiyor, savaşlarda en ön safta çarpışıyor, vahşi bedevilere, ahlak sınırları dışında davranışlara son derece sabır ve tahammül gösteriyor, benzersiz bir ahlak anlayışı gösteriyor.

- bir anda, kırk yaşına kadar ilim tahsil etmiş ve okuma yazma biliyormuş gibi ilim ve irfan sahibi her insanı kendi safına çekebiliyor.

sadece devrin tarih bilgisinde ileri gitmiş bir kaç âlimin bilebildiği şeyleri onlardan öğrenmemesine rağmen bir âlim gibi bilebiliyor, tarihi yaşamış gibi anlatıyor

o âlimleri kendisine iman ettiriyor. elbette, kendilerinden ya da bir başkasından bunları öğrense kendilerinden biat alabilir miydi!

- davetinden maddi bir karşılık, çıkar beklemiyor. fakirliği tercih ediyor, ailesine sade yaşamayı öğütlüyor, ömrünün sonlarına doğru islam devleti zenginleşse de sade hayatına devam ediyor,

yamalı cübbe giyiyor, hasır üzerinde uyuyor! üstelik, sahip olduğu malları dağıtmakta, infak etmekte en ileri seviyede bulunuyor,

kendisinin ve ailesinin yiyecek-giyecek ihtiyaçları olduğu zamanda dahi başkalarını kendisine tercih edecek kadar dünya malına tamah göstermiyor!

- bir anda, yahudi, hristiyan, ateşe tapan, puta tapan ve inançlarıyla büyük otorite kurmuş güç sahibi insanların otoritelerini ellerinden alabilecek güce erişiyor!

onlara başkaldırıp, dünyanın dört bir yanına yayılmış güçlü inançları ve o inançlardan olan insanların inanışlarını yıkabiliyor!

- bunların yanında, taşa, toprağa hatta yedikleri helvaya dahi ilahlık atfeden bir kavme karşı bu kadar üstün icraatleri “elçi” sıfatıyla yapıyor.

hâlbuki, vahiy almasaydı bu büyük devrim karşısında kendisinin ilah olduğunu iddia etmesi, elçi olduğunu iddia etmesinden daha tutarlı bir yaklaşım olurdu ve bu hususta mekkelilerden yine biat alabilirdi.

ancak, tüm bu değişimlere rağmen, kendisine ilahlık vasfı yakıştırılmasını yasaklıyor ve büyük başarıları kendisine değil allah’a atfediyor.

hâlbuki, derdi dünyalık kazanç, makam, mevki olan birisi, başarılarını üstlenmeye, sahiplenmeye ve başarılarıyla gurur duymaya çalışan,

şunu yaptım, bunu başardım” diye reklam yapan, bu vesileyle de insanlar arasında itibarını daha da arttırma gayretinde olan birisidir.

ancak, kendisinde bu haller zerrece zuhur etmiyor. bu mucizevi kur’an allah’tandır, bu mucizeler de o’ndan’dır, elde ettiğimiz bu başarıyı da allah bizlere lütfetmiştir, diyerek başarılarını üstlenmiyor.

- bir anda, cahiliye adetleriyle insanlıktan çıkmış, toprağın içinde canlı canlı çırpınan kız çocuğuna acımadan toprak atan, çocuğuna bakamayacağını anlayınca çöl ortasına atıp ölüme terk edebilen,

helvadan put yapıp ona tapan sonra da onu yiyen, oynadıkları kumarı kaybetmesine karşılık malını, ailesini, kendisini satan, iyilik, doğruluk, insanlık nedir bilmeyen ve adetlerine, törelerine tiryaki olmuş vahşi insanları, melek seviyesine getiren

ve sonunda getirdiği, annesinden süt emen yavru köpekleri dahi rahatsız etmemek için koca orduya gidiş yolunu değiştiren öğretiler sunuyor ve bunu herkese benimsetiyor ve ahlaklarını düzeltiyor.

büyük âdetleri kısa sürede söküp atıyor. büyük düşmanlıkları, kan davalarını büyük dostluklara çeviriyor. bediüzzaman’ın dediği gibi, devletler binlerce çalışanıyla her alanda mücadele vererek -bırakalım büyük adetleri- küçük bir sigara âdetini dahi tiryakilere-

bıraktırmakta zorlanır, belki beceremez. ancak, hz. peygamberin (sav) tek başına yaptığı bu büyük icraat öyle ciddi bir başarıdır ki, bu törelerine sağlam bağlanmış vahşi kabilelerde

okuma-yazma bilmeyen hz. peygamberin (sav) 23 yılda yaptığı devrimi başarabilmek için yüzer filozof ve devlet adamı yüzer yıl çalışsa, yine de bunu başaramazlar.

üstelik, sadece devrinin değil, kendinden sonra 14 asır boyunca gelmiş insanların hayatlarına getirdiği hukuk ve ahlak kurallarıyla huzur, güven, hoşgörü, adalet ortamı oluşturuyor.

asırlar boyunca büyük devletleri adalet içerisinde yaşatabilecek ve bu esaslardan uzakşatıklarında nizamlarını, adaleti, devletlerini kaybettikleri bir düzen getiriyor, suç oranlarını en düşük seviyeye çekebilecek ve varlığını sürdürmelerini sağlayacak hükümler ortaya koyuyor.

hâlbuki, beşer kanunları denendikçe aksaklığı tespit edilir, belirli periyodlarla “bu kanun olmadı, adaletsizlik oldu, şunla değiştirelim” denilir. kur’an ve islam nizamı bir kere inmiştir ve değiştirilmesine gerek kalmadan asırlarca adalet dağıtmıştır.

çok kısa bir sürede böyle büyük, çelişkisiz ve sonradan düzenlemeye, değiştirmeye ihtiyaç bırakmayacak bir nizamı, değişimi tarih boyunca herhangi bir devlet adamı başarabilmiş değildir ve bu adaleti tahsis edebilmiş bir devlet sistemi görülmemiştir.

dikkat edelim! bu zat (sav), kırk yaşına kadar insanların dilinde sadece “doğru sözlü, güvenilir” olarak tanınan, okuma-yazma bilmeyen bir insandı. kırk yaşında bir anda bu insana ne oldu ki, bu ve daha sayamadığımız binlercesini yapabilecek duruma geldi!

bu başarı bir insana mı aittir, yoksa bunları o’na (sav) sonsuz güç ve kudret sahibi bir yaratan (c.c.) mı yaptırmıştır! hakkaniyetli düşünmek çokta zor değildir. bir kur’an ayetinde şöyle buyurulur:

“de ki: eğer, allah dileseydi, ben size onu okumazdım, allah da size onu bildirmezdi. ben sizin aranızda bundan (kur'an'ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. hiç düşünmüyor musunuz!” (yunus suresi, 16)

Cevabınız

Gizlilik: E-posta adresiniz yalnızca bu bildirimlerin gönderilmesi için kullanılacak.
...