Gezi Parkı Olayları

Gezi Flood’u 👇
Toplumsal meselelerde hakikat siyah ve beyazın bir sürü tonuyla boyanmıştır; biz onları gri olarak görürüz. Gezi de böyledir, tek bir tarife sığmaz.Gezi ne Türkiye’nin kurtarıcı ümidi olabilirdi, ne de şeytanın cisimleşmiş hali. 7 yıl sonrasında Gezi hk fikirlerim.

Birbirinden farklı milyonlarca insanın yer aldığı toplumsal hareketler karakol polisinin “asayiş” yaklaşımıyla anlaşılamaz. Sosyolojik bir bakış ve etüd gerekir. Çok iddialı olmadan kendi düşünce, tahmin ve spekülasyonlarımı paylaşmak istiyorum.

Gezi, siyasi iktidar muhaliflerinin hemen hepsinin yer aldığı bir müşterek cepheydi.Bu cephenin o zamana kadar politik arenaya hiç çıkmayan şehirli/eğitimli/apolitik gençler, çevre gönüllüleri, illegal örgütler, vandal çapulcular ve klasik laikçiler gibi değişk bileşenleri vardı

Gezi olayları çevreci duyarlılıkla başladı,içlerinde çevre dışında hiçbir gündemi olmayan eylemciler de mevcuttu ama Gezi’nin çevreyi çok aşan politik bir çerçevesi vardır.Gezi temelde Erdoğan otoriterliğine tepkilerin platformu oldu; içlerinde Ak Partililerin çocukları da vardı

Gezi eylemcilerinin epey bir kısmının Erdoğan’ın siyasetlerinden ziyade varlığına karşıt (hatta düşman) olduklarını söyleyebilirim. Kendi politik husumetlerini, bir anda patlayan toplumsal tepkiler içinde ifade etmeye çalıştılar. Bunu tespit hakkaniyetin gereğidir.

Bahsettiğim politik husumet Türkiye için yeni bir durum değildir,kökleri çok eskiye giden bir kutuplaşmayı yansıtır. Zaten var olan bir karşıtlık yeni bir tepki platformu bulmuştur.Tespit olarak önemlidir ama bu tespit bize yeni sosyolojik filizlenmelerle ilgili bir fikir vermez

Toplumsal tutum ve davranışlarda çok güçlü bazı süreklilikler var; hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkabiliyorlar.Ama toplumlar dinamik, süreklilikler kadar değişimler de var. Değişim gökten zembille inmiyor: önce zayıf bir filiz olarak ortaya çıkıyor,rağbet görürse güçleniyor

Zaten yaygın olan köklü toplumsal damarların tespiti daha ziyade sosyolojik değil tarihî açıdan önem taşır. Yeni ve farklı filizlenmelerin tespiti ise, toplumun gelecekte evrilme ihtimali olan yerlere işaret etmek açısından çok önemlidir ve ciddi sosyolojik veriler sunabilir.

Şerif Mardin’in Merkez-Çevre ilişkileri makalesi meşhurdur. Rahmetli Hoca orijinali Deadalus’da İngilizce yayınlanan bu makalede merkez-çevre ilişkilerini Türk siyasetinin temel anahtarı olarak görür (1973). Esasında laik-muhafazakâr kutuplaşması da bu ilişkinin bir türevidir.

Güncelleme: 20 Şubat 2020 — 02:47
avatar
  Abone ol  
Bildir