Liberalizm Nedir?

Bu Flood’umda öncelikle “Liberalizm” adındaki fikriyatın doğuşunun kökenini anlatacağım.

Liberalizm; 15. ve 18. Yüzyıl arasında uygulanmakta olan “Merkantalizm” akımına karşı ortaya çıkmış bir fikirdir. Liberal Fikriyatın temelinde Utilitarist/Faydacı/Yararcı bir, düşünce sistemi yatmaktadır.

Bu düşünce sisteminin yanında “Liberal Ekonomi” ekseninde 18. Yüzyıl sonrası Liberal fikrin yavaş yavaş bir sisteme dönüştüğü; Serbest Piyasa ve Küresel Serbest Piyasa Rekatabetine dayalı olarak ilerlediği söylenebilir…

Peki Türkiye Cumhuriyetin’deki Devletçilik İlkesi neden Liberalizm ile bağdaştırılmamaktadır ya da Devletçiliğin “Kapitalist” sistemi tam olarak kabul etmeme durumunun sebebi nedir?

Bu sebeplerden ilki; Sanayileşme ve Kamulaşma adımlarıdır. Bunun en büyük amacı “Yabancı Borçlar” altında Duyun’u Umumiye vekaleti üzerinden “Yabancı Borçlara” Mahkûm bırakılan Osmanlı Devletinin Ekonomik Sistemine kıyasla daha “Devlet Destekli” bir modelin belirlenmesi gerekli hale gelmiştir.

İkinci sebep ise “Serbest Piyasa Ekonomisi” sisteminin rekabeti arttırdığı kadar, Devlet Denetimini ve Sınıfsal Gelir daralmasının önünü açmasıdır. Bu “Devlet Destekli Tarım ve Sanayileşme” adımlarının önündeki büyük bir Engeldir.

İlk olarak birincil sebep üzerine, Atatürk’ün “Özel Sektörü” Denetim ve İşbirliğine dayalı olarak kabul ettiği ve Yabancı Sermayenin tamamiyle bağımsız olmasına nasıl karşı çıktığını içeren bir sözünü paylaşmak istiyorum…

“Efendiler, Osmanlı fatihleri, hakanları, istilâcıları,ana unsur ile beraber sabanın önünde yenilip çekilmeye başladıktan sonra, asıl felâketlerin büyüğü başladı. Sırf şahane bir ihsan olarak, yabancılara verilmiş olan ve özel  olan karşılıksız yardım, memleket içindeki Müslüman olmayan unsurlara verilmiş olan her şey, kazanılmış haklar olanak anlaşıldı.

Fakat yabancılar yalnız bu hukuku korumak ile de yetinmediler. Belki her gün onları biraz daha arttırmak için çareler aradılar ve buldular. İç unsurlar korumaya güçlerinin yettiği iç teşkilâtlarına dayanarak, dışarının daima kışkırtmasına ve yardımına sığınarak devletin ve aslî unsurunun yok edilmesiyle siyasî bir varlık olmak için çalışmaktan geri durmadılar.

Yabancılar bir taraftan iç unsurları kışkırtıyorlardı; diğer taraftan da kendileri Osmanlı devletinin iç işlerine karışıyorlar ve her karışmada da yine devlet ve milletin aleyhine olmak üzere yeni yeni birtakım ayrıcalıklar, haklar alıyorlardı. Bu devamlı problemler altında zaten fakir düşmüş olan anayurtta, ana unsur devlete verebilecek parayı güç hazırlıyordu.

Halbuki tacsahipleri yöneticiler, Saraylar, Babıâliler mutlaka büyük gösterişe, şana sahip olabilmek için, onu devam ettirebilmek, zevk ve tutkularını sağlayabilmek için her ne pahasına olursa olsun, bu parayı hazırlamak çaresine düşmüşlerdir. O çareler de, borçlanmalar oldu. O kadar çok borçlanmalar yapıyorlardı, o kadar kötü şartlar içinde borçlanmalar yapılıyordu ki, bunların faizleri de ödenemedi. En sonunda bir gün Osmanlı Devletinin iflâsına karar verdiler.

Maliye işleri hemen kontrol altına alınmış ve başımıza genel borçlar belâsı çökmüş bulunuyordu.” (Mustafa Kemal Atatürk- İzmir İktisat Kongresi konuşmasının bir bölümünden)

İlk sebep üzerine “Yabancı Sermayenin” Denetiminin neden önemli olduğuna ilişkin asıl örneği vermek istiyorum (İlk örneğim “Dış Borçlardan” kurtulmak adına “Yerli Sermaye ve Yatırımların” gerekliliği ile alakalıydı)

“İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki ecnebi sermayesine hasımız, hayır bizim memleketimiz vasidir.Çok say (Emek) ve Sermaye ihtiyacımız vardır. Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelere lazım gelen teminatı vermeye her zaman hazırız. Mazide ecnebi sermayesi Tanzimat Devrinden sonra müstesna bir yere sahipti. Devlet ve Hükümet, ecnebi sermayenin jandarmalığından başka birşey yapmamıştır. Türkiye buna muvafakat etmez, burayı esir ülkesi yaptırmayız.” (Mustafa Kemal Atatürk, İzmir İktisat Kongresi)

Birincil sebebe yönelik örneklerimizi verdikten sonra gel gelelim ikinci sebebe, bu konuda şahsi görüşlerimi de işin içine katıp, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Devlet’çiliğin” Gerekliliği ile alakalı fikirlerini belirttiği sözlerinden birini paylaşarak flood’umu bitireceğim…

Mustafa Kemal Atatürk’ün -yukarıda belirttiğim- İzmir İktisat Kongresi söylemini gördük… “Yabancı Sermayenin Kurallarımıza uyması şartıyla” kısmının üzerine basarak söyleme gereği duyuyorum; Yabancı Sermaye, Yerli ve Ulusal Ekonomik Atılımların…

önüne geçip, tamamen bireyci bir hâl alırsa, Devletin “Destek Fonlarının, Tarım kooperatiflerinin ve Devlet Denetiminin” hiçbir mantığı kalmaz. Devlet Tarafından Denetlenmeyen özel sektör, tamamiyle “Kapitalist sömürü” aracına dönüşüp, Ulusal Kazanımları da yer, bitirir, Bu konuda da Ulu Önder’in bir sözünü atarak flood’umu bitiriyorum;

“Yaşamak isteyen ulusumuzun isteği, basit bir sözcükte toplanabilir. Bağımsızlık! Avrupa’nın yöneticilerinden ve sermayedarlarından ayrı olan ulusları, bizim hayatımızı bize çok görmüyorlar. Eğer bugün Fransız ulusu ve İtalyan ulusu ve hatta İngiliz ulusu ile düşmanlık halinde bulunuyorsak, bu ulusların seslerini işittirememelerinden ve kendi yöneticilerinin yayılma ve sermaye emelleri için bizi yok etmelerine ses çıkarmamalarındandır.

Bu devir, ulusumuzun eylemli olarak ve değişmeden yok edilmesini, sermayedarların kendi çıkarlarına uygun bulduklarını sandıkları devirdir. Bu devri atlatıp ulusları söylemeye çağırmak için, yaşamaya haklı olduğumuzu ve hayatımızı elimizden almak için kendilerinin birçok hayatlarını feda etmek gerektiğini kanıtlayacağız” (Atatürk, Tamim Telgraflar, s:344)

Güncelleme: 16 Eylül 2020 — 19:22
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments