Sarıbaşlar ve Neolit

Hun halkının oluşması ve tarihı̂ arenaya çıkması konusuna geçmeden önce, özel yorumların etkili olamayacağı bir alana, arkeolojiye başvurulması, Içǚ ve Dış Asya, Sibirya, Moğolistan bölgelerindeki eski kültürler hakkında bilgi alınmasını, konunun daha iyi anlaşılmasını ve delillendirilmesini sağlar. ÇünküMOdž1764 yılına kadar (Şan Hanedanı’nın Sya Hanedanı’nı yıkarak Çin tahtını ele geçirdiği tarih ve Çin yazısının oluşturulduğu dönem), Içǚ Asya halkları hakkında tarihin elinde pek az bilgi bulunmakta ve kapalı sayfalar, ancak arkeolojinin verdiği bilgilere dayanarak açılmaktadır.

Odžzellikle Hun tarihinden bahsederken, arkeoloji bilgileri olmadan, bu halkın birleşik kaderini aydınlatmak oldukça zordur. Bu yüzden, taş devrinin sonu ve bronz devrinin başlangıcı olarak tanımlanan, MOdž 3-2. binyıllar aralığına tarihlenen “Neolit” kültürü konuya ışık tutmakta ve “Hun” adı verilen halkın genetik ataları hakkında yorumsuz, tarafsız, sadece doğruları içeren bilgiler vermektedir. Bu ve diğer kültürler araştırıldıktan sonra dünya tarihine ve Hun halkına başka bir gözle bakılmaya başlanmış ve daha önceki değerlendirmelerin doğurduğu pişmanlığı dile getiren yazılar ortaya çıkmıştır.

Onların birinde şöyle bir cümle geçmektedir: “… bulunanlar bizleri Hunlar hakkında farklı düşünmeye zorladı ve eski göçebe halka ‘vahşi göçebeler’ deyip durmaktan vazgeçirdi.” (Gumilyov I. N) “Neolit” kültürü olarak tanımlanan eski kültür, 1927 yılında başlayan kazı çalışmaları sonrasında tarihe mal olmuştur ve onu dünyaya tanıtma şereϐi Şved ilimcilerine aittir. Bu kazılarda elde edilen bulgular, tarihçilerin eskiden yaptığı “var-yok” tartışmalarını sona erdirmiş ve Orta Asya göçebe halkları hakkında yeni bir bakış açısı oluşturmuştur. “Neolit” kültürü, tarihte bilindiği gibi, MOdž 2000 yılına (bu tarihi daha yakın ve daha gerilere çekenler de vardır) ait olup “balıkçı”, “avcı”, “ataerkil”, soy toplulukları halinde yaşayan, devlet oluşumunun olmadığı gözlenen bir halk tarafından yaratılmıştır. Kültürün doğduğu yer olarak da Kuzey Çin gösterilmektedir. “Neolit” bulguları “avcı”, “soylar topluluğu”, “ataerkillik” gibi ipuçlarıyla ve coğraϐi alanın netliğiyle konuya ışık tutmaktadır. Çünkü bu özellikler Hun halkında bin yıllarca gözlenmiştir ve birçok tarihî tanım ve kayıtta bulunmaktadır. Sya Hanedanlığı döneminde var olduğu bilinen kültür (siyah seramik) sözüedilen kültürde gözlenmemekte.

Bu durum Kuzey ve Güney Çin’in farklı kültürleri temsil ettiğini, Kuzeylilerin tamamen özel kültür oluşturduğunu ve farklı seviyedeki iki halkın bir vatanda yaşadığını göstermektedir. Kuzeyli “Neolit”te tarımla uğraşan Çin halkı kültürünün temsil edilmemesi, iki halkın aynı vatanda da olsa birbirine fazla karışmadığını göstermektedir. Bu olgu, dikkatleri MOdž 3000’de sonuçlanan Çin iç savaşına (Sarıbaş-Karabaş Savaşı) çekmekte ve onun nedenleri hakkında soru işaretleri oluşturmaktadır. Çin tarihı̂ kaynaklarında “bin yıl sürmüş” olduğu söylenen, tarihince MOdž7000 yılından 3000 yılına kadar sürdüğü kanıtlanmış (Gumilyov L. N halklar tanımlaması) “Sarıbaş-Karabaş” kavgası, sarıbaş “Jun” ve “Di” halklarının dağlara itilmesi, “Huanün” ve “Hunüyler”in ise Gobi Çölü’nün güneyine sıkışmasıyla sonuçlanmıştı. Sya Hanedanı da Çin topraklarının tek sahibi olmuştur. Etnonimleri araştırırken şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz: Sarıbaşlar dört halktan mı oluşuyordu, yoksa “Huanün” ve “Hunüy” Çinliler tarafından “Jun” ve “Di” halklarına verilmiş lakaplar mıydı? Bu çok önemli, çünkü”Jun” ve “Di” dağlara sıkıştıktan sonra bölünerek “Di”ler çöle, “Jun”lar da dağa tutunmuşlardı. Tarihte bu ϐikri destekleyecek tek bir şey var, o da Çinlilerin Gobi Çölü’ndeki Huanün ve Hunüy topraklarına “kum devleti, Şasay-Dinlinlerin memleketi”* demeleridir. Belki “Jun” ve “Di” de lakap olabilir, yalnız tarihte uzun süre bu halklardan bahsedilmesi, “Huanün” ve “Hunüy”ün ise MOdž 2600 yılından itibaren hiç duyulmaması dikkat çekicidir.

* Yutanf, Çin Tarihi Kronolojisi Çevirisi, Moskova Merkez Kütüphane Arşivi. Böylece, Kuzey Çin’de yerleşik olarak yaşayan ancak daha sonra yurdundan çıkarılan “Sarıbaşlar’ın, neolit kültürün gösterdiği gibi, balıkçılık ve avcılıkla uğraşan, soylar topluluğu halinde yaşayan, Avrupa tipi antropolojik özelliklere sahip, dağları ve çölü yenmeye zorlanan, şiddetli doğa ve düşman arasında yaşam savaşı vermiş bir halk olduğu ortaya çıkmaktadır. MOdž 2600 yılında Çin tarihinde şöyle bir cümle geçer “Sarı imparator, Çin’e savaş ilan etmiştir.” Demekki “Sarılar” hâlâ yaşamaktadır ve Çin’e savaş ilan edecek kadar da güçlüdür. Başta söylendiği gibi “Neolit” kültüründe Güney Çin’in görülmemesi, iç savaşın nedenlerinin kültürde olabileceğinin göstergesidir. Ya da savaşın nedeni yerli halkın sonradan katılmış bir halkla yaşadığı çelişkiler de olabilir. Dolayısıyla Sarıbaşlar Çin’in eski yerlilerindendir diyebiliriz. (Rusya tarihi “Jun” halkının Çin’deki tarihini ve savaşını MOdž7000- 3000 dönemleri arasında göstermektedir.) Bu “sarıbaş” Kuzeyli Dağlılar kimdir? Neden Sya Hanedanı onlarla 4000 yıl savaşmıştır? Çin tarihinden yansıdığı gibi “Jun” ve “Di” isimli halklar (“Huanün” ve “Hunüy” isimleri de geçmekte) Çin’in kuzeyindeki dağ ovalarında ve boğazlarında avcılık ve hayvancılıkla uğraşarak yaşamışlardır. Tarım işleriyle ilgili konularda ise isimlerine rastlanmamaktadır.

Soy toplulukları halinde yaşadıkları bilinmekte ve “Jun” etnonimini içeren (belki de soy isimler) “Udžç-Jun”, “Jun-Di”, “Li-Jun”, “Süan-Jun”, “Suantzu-Jun”, “Şan-Jun” ve “Ser” isimleriyle tanımlanmaktadırlar. MOdž 3000’de, Sya Hanedanı “Sarıbaşlar”la 4000 yıldır sürdürdüğü savaşı kazanıyor ve Junlarla Diler, dağlara ve çöle sürülüyorlardı. (Antropolojik olarak Jun ve Diler, Avrupa tipi, açık tenli, sarı saçlı, uzun boylu, çıkık kambur burunlu, mavi gözlü olarak tanımlanmaktadır.) Onların dağlarda nasıl yaşadığı ve bir kısmının (Huanün ve Hunüy) çöle nasıl yerleştiği hakkında bilgi bulunmasa da kalabalık bir halkın o dağlarda barınabilmesi zor olduğundan, bölünerek dağılmış oldukları düşünülebilir. Dağların o zamanlardaki tablosu ve iklimi hakkında bilgi bulunmasa da çok sonraları yazılmış Tzu Uan’ın şiirinde “… orada, dağlarda kocaman buzların döşenmiş” olduğu ve “şiddetli kırıcı rüzgârların” estiği görülmektedir. (Dolayısıyla çöl ve dağ, insanı aynı derecede zorlukla deneyen alanlardır. Onlarla başa çıkabilmeyi ancak en kuvvetli olan başarabilir.) Vatanlarından sürülmüş bütün Jun ve Di soylarının bu dağlık alanda barınamamış ve bir kısmının dağılmış olduğu görüşü inandırıcıdır. Çünkü sonraki zamanlarda “Çi-Di”, “Dinlin (Di)”, “Jun”, Şanjun vb. “Jun” ve “Di” kökenli halklar Sayan dağlarında, Sibirya’da ve İç Asya’da ayrı halklar olarak gözlenmektedir. Bazı tarihı̂bulgularda “Ser” isimli bir halk da “Junlar”ın akrabası olarak gösterilmekte ve “Diler”le komşu olduğu vurgulanmaktadır, (Ptolomey de onlardan bahsetmiştir) ama “Sarıbaş-Karabaş” savaşı sonrası bu isme rastlanmamaktadır. Tarihı̂ kayıtlara göre “Ser” halkı, Ipǚ ek Yolunu işleten halktı ve o zamandaki tanımlamalara göre, “Jun” ve “Diler”in antropolojik özelliklerini taşımaktaydı. Ptolomey’in yazdığına göre, “Çin’de iki eski halk” vardır; “Ser ve Sin”. Bunların iç içe yaşadığı ve antropolojik açıdan benzer olduğu da bilinmektedir. Bu da, bu iki halkın, “Sarıbaş-Karabaş” savaşını kaybettikten sonra dağılan Junların parçaları olduğu ϐikrini doğurmaktadır. Bunlar güneyde yaşamış da olsalar “Ser”lerin “Di” halkıyla sınırdaşlığı önemli bir kanıttır çünkübunlar akraba olmasaydı, tarihte aralarında yapılmış bir savaş mutlaka duyulurdu. Ama Ser isimli halk, “Di”, “Jun” veya “Dinlin” halkıyla savaşmamıştır. Serlerin topraklarının Kaşgar’dan Kuzey Çin’e kadar uzandığı ve orada da “Diler”le sınırdaş olduğu tarihî kaynaklarca doğrulanmaktadır. Sıma Tsyan’ın yazılarında “Çi-Di” halkının da bu soydan olduğu belirtilmekte ve “Hu” halkının temel genetik unsuru olduğu da tahmin edilmektedir. Ayrıca Tangutların da Sarıbaş soyuyla akraba bir halk olduğu bilinmektedir. (“Dansyan” ve “Jun” karışımından “Tangut” halkı yaratılmıştır.)

Burada anılan halkların Kuzey Çin kökenli ve “Neolit” denen kültürün sahibi oldukları tarihince bilinmektedir. Bu da, bu halkların yaşına işaret eder, “yerli” ve “katılmış halk” meselesine yön verebilir. Aynı zamanda, dağ ve çöl hayatını omuzlayan halkların “Hun” halkının ataları olduğu dikkate alınırsa, bu halkların yaşı “Hun” tarihinin de daha ayrıntılı anlaşılmasını sağlar. MOdž 3. binyılda “Sarıbaşlar”ın 4000 yıl süren bir savaştan sonra Çin’den kovulduğu ve “Neolit” kültürün de “Sarıbaşlar”a ait olduğu düşünülürse “Jun” ve “Di” (Huanün ve Hunüy) halklarının yaşı MOdž 10-9. binyıllara kadar götürülebilir. Çünkü bir halkın oluşması ve özel kültürünü yaratabilmesi için çok uzun bir evrim süreci gerekmektedir. Tarihte bilindiğine göre “Jun-Di”lerin toprakları, Hami’den Hingan’a kadar uzanmaktaydı ve Çin’de hayvan yetiştirmedeki uzmanlıklarıyla tanınıyorlardı. Aile-soy-soylar topluluğu biçiminde örgütlenmişlerdi ve bu örgütlenme, uzak torunlarına kadar uzanmıştı. Çin tarihinin kesintili ve kısıtlı bilgileri, bu halkın öğrenilmesini imkânsız kılmaktadır. Lakaplar ve soy isimlerinin birlikte anılması, kitle adının tarihe katılması, ve Çinlilerin onlara bir “dağlı”, bir “çöllü göçebe” demeleri, araştırmacıları yanıltmaktadır. Ayrıca “Huanün” ve “Hunüy” halkları hiçbir önbilgi verilmeden Gobi Çölü’nde ortaya çıkmakta sonra da onların memleketi “Dinlin” ismiyle anılmaktadır. Bu karışıklık karşısında zorlanan tarihçiler, yeni araştırmalarını şifahi kültürden derlenmiş bilgiler üzerinde yoğunlaştırmışlar, Hunnu, Çin, Moğolistan, Sibirya, Içǚ ve Dış Asya vb. Hunların geçtiği yerlerdeki yer, su, dağ, ova ve halk isimlerini ve onların linguistik özelliklerini “Huanün”,”Hunüy”,”Jun”,”Di”,”Ser”,”Sin”,”Çi-Di”, “Tangut” halk isimleriyle karşılaştırarak, “Huanün” ve “Hunüy”ün Çinliler tarafından “Jun” ve “Diler”e takılmış lakaplar olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu düşündürücüdür.

Çünkü “Hu” (Çinliler eskiden Hunlara “Hu” demiş) Çin dilinde çöllü göçebe anlamına gelmekte, bugünkü Türk dillerinde ise bir anlam ifade etmemektedir. Belki de “Jun” ve “Diler”, Çin’den çıkarıldıktan sonra bölünmüş, Junlar dağlarda kalmış (Dağlıların [Junlar] Çjou Prensliği ve Çin’le savaştığını belirten tarihi kayıtlar, bu görüşü doğrulamaktadır), “Diler” ise çöle kaymış ve onlara “Huanün” ve “Hunüy” lakapları Çinliler tarafından takılmıştır. Çinlilerin “Jun” halkını anarken yukarıda saydığımız bütün isimleri kullanması da bu görüşü desteklemektedir. Ayrıca başta belirtilen coğraϐi alanlarda yer isimleri, Hun şanüylerinin ve soylarının adı ve Hun olduğu tarihçe kanıtlanmış sözlerin yanında “Huanün” ve “Hunüy” yabancı kalmaktadır. Oysa binyıllardan beri korunagelmiş “Toguzsu” (bugünkü Hebey), “Aksu”; “Tuman” (şanüy MOdž 300 anlamı: Maşallahla bakılacak adam); “Udžybi” (şanüy, MOdž 114’te tahta çıkmıştır), (Karaçaylı-Hun Türkçesinde ‘evin prensi’ demektir); “Güylühu” (Küylühu) -şanüy, MOdž 102’de tahta çıkmıştır- (“soylu Hun” demektir); “Bi” (Biy) -şanüy, MS 48-55 yılları arasında tahtta oturmuştur, (“bey, prens” demektir ve Karaçaylı Türkçesinde sıklıkla kullanılmaktadır.)

Bu sıralamayı devam ettirmek mümkün, ancak bizim konumuz “Huanün” ve ‘Hunüy”ün lakap olup olmadığıdır. Görüldüğü gibi birçok yer, dağ, su, soy, şanüy ismi bugünkü Türk dillerinde bire bir anlaşılmakta, üzerinde durulan iki isim ise uzak bir çağrışım bile uyandırmamaktadır. Uzman bir dilbilimci olmadan bu konuyu noktalamak zor, ama bu konunun bazı tarihçiler tarafından dile getirilmesi düşündürücüdür. Araştırmacıya mevcut çelişkiyi bulmak düşer, son söz ise her zaman konunun asıl uzmanına bırakılır. Yakında bu konuya dilbilimciler tarafından açıklık getirileceği umuduyla halkları tanıtmaya devam edelim. Başta hatırlatıldığı gibi, Ptolomey’in yazılarında, Çin’in eski halkları olduğu söylenen “Sin” ve “Ser” (Çince başka türlü yazılmış da olabilir) isimleri, bugünkü Türk dillerinin çoğunda çevirisiz anlaşılmaktadır. “Ser” her Türk’ün bildiği, şaşırmış, şuurunu kaybetmiş anlamına gelen sözdür. “Sin” ise eski Türkçede “form, şekil” demektir (Nart-Karaçaylılarda eskiden büyüme çağındaki gençlere “sin çekmiş” [bedeni belirli bir şekil kazanmış] derlerdi. Bu söz unutulmuştur, şu anda ancak çok yaşlılar hatırlar. Yine de eski dilli kişilerden “sin sinnen süekli” sözünü duymak mümkündür.

Anlamı “sinin harika işlediği beden”/ “sin çekilmiş beden”). Söylendiği gibi, bu iki halkın da “Jun” ve “Diler’e akraba ve Hun etnik temelinde yer almış olduğu her tür itirazı çürütecek bir gerçektir. Çünküantropolojik benzerliği, sınırdaşlığı, “Jun” ve “Di” halklarıyla savaşmamış olması ve daha sonra tarihı̂arenadan tamamen silinmesi, bu halkların Hunların ataları sayılan etnik gruplar tarafından sindirilmiş olduğu ihtimalini düşündürmektedir. “Tangut” halkıyla ilgili kaynaklar ise özel bir öneme sahiptir. Çünkü tarih, bu halkla ilgili olarak kısa, fakat halkın yaşadığı toprakları ve ataları hakkında kanıtlanmış bilgiler vermektedir. Buna göre “Tangutlar”, “Junlar”ın torunu sayılmakta ve Tibetli Kyanlarla, Dansyanlarla kan bağları olduğu bilinmektedir. Dansyanlar, Tibet’in doğu tarafında yaşamış, yarı göçebe bir halktır. Demir işleme tekniğini geliştiren ilk halk olarak tanınmakta ve Tibet dillerinden birini konuştukları bilinmektedir.

Ayrıca Orta Asya’da Hunlarla savaştıklarını belirten bir kayıt da mevcut değildir. “Junlar”ın Tibetli “Dan-Sân”larla birleşmesinden doğmuş bir halk olduğu sanılmaktadır. 20. yüzyılın başında yapılan etnoloji araştırmaları sonucunda “Kukunor Gölü”nün çevresinde yerleşik, az sayılı bir halk olarak literatüre geçmişlerdir. Adları sayılan halklar “paleosibirskiy” olarak adlandırılan yeni insan tipinin oluşmasında temel genetik unsur olarak, Hun halkının ataları sayılmaktadır. Inǚ sanlığın yaratılış mucizesi kabul edilen ve yeni insan tipinin ilk temsilcisi olan “Hun” halkının genetik hazinesi, Çin’in kuzey ve kuzeybatısından atılıp vahşi doğayla (çöl ve dağ) baş başa kalmasına rağmen hayatta kalmayı başarmış kudretli ve kişilikli halklara dayanmaktadır. “Neolit” de aradan binyıllar geçmesine rağmen ebedı̂adaletin bir kanıtı gibi, avcı halkın kültürü olduğunu saptırılamaz delillerle kanıtlamaya; vahşi göçebeler olduğu söylenen “Hunlar”ın tarihini gerçeklerle aydınlatmaya devam etmektedir.

Güncelleme: 5 Haziran 2020 — 09:47
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments